CERMIK DEGERLI BIR EVLADINI
KAYBETTI
OSMAN BARDAKCI
26 ekim 2008 gecesi Cermigin yetistirdigi önemli degerlerden biri olan Osman
Bardakci yakalandigi kanser illetine yenik düserek yasama gözlerini yumdu.
Osman Bardakcinin yasamina bir göz attigimizda; Yasam haksizliklarla doludur
anlamina gelen bir Isvec ata sözü hep aklima geliyor. Nedense bu haksizliklar
hep Osman abiyi bulmus demeden de edemiyor insan. Cermik kücelerinin (sokaklarinin),
dogup büyüdügü Tepe Mahallesinin, kücük Heykel daginin, kücük xarabanin
yanindaki evlerinin dili olsada yasadigi 60 yillik yasam diliminin yarisina
yakinini anlatsalar.
1947 de tek odali, tas ve topraktan yapili, dami toprakla örtülmüs ve üstü acik
bir hevüsü (avlusu) olan bir evde, babasi Resit ve anasi Fatime den dünyaya
geldi. 3 yil sonrada bir erkek kardesi Ali dogdu. Babasi hep hastaydi ve
calisamaz durumdaydi, agir midde ve tuberkuloz hastasiydi. Yoksulluktan tedavi
icin Diyarbakira gidip doktora muayene olacak kadar imkani yoktu, Baba Resitin
kücük kardesi Mustafa da ayni hastaliga yakalanmisti. Birde kücük bir
kizkardesleri Münevver vardi. Siverekli babasi yasindaki birine 50 lira baslik
karsiligi verilmisti. Amac bu 50 lirayla eve gida, ilac girsindi. Bu yasli
Siverekli xalo Zuber dünyanin en cömert, gözü-gönlü tok adami desem dogru
söylemis olurum. Biz 3 kardes Cermikte lise olmadigindan Siverege okumaya
gittigimizde aylarca Münevver bibinin (hala) xalo Zuber in evinde kalmistik. O
yoksul hallerine ragmen bir parca ekmegini, tek odali evlerini bizlerle zevkle
paylasmasini aradan 37 yil gecmesine ragmen unutamiyorum.
Baba Resitin hastaligi öyle artmistiki zar-zor birkac kurusla Diyarbakira
hastaneye götürülmüs ve orda vefat etmisti. Resit bardakciyi götüren söför, (yasamamasina
ragmen hemen hemen tüm Cermiklilerin hoslanmadigi vijdansiz biriydi) parasi
olmadigindan cesedini geri getirmek istemeyince, Diyarbakirdaki bazi Cermikliler
tarafindan azarlanip geri götürmesini saglamislardi. Kisa bir süre sonrada kücük
kardes Mico (Mustafa), onu taniyan büyüklerimiz dalyan gibi bir boyu oldugunu,
bu kapiya sigmayan genc te hastaliga yenik düsüp cekip gitmisti. Osman abi
amcasinin ölümünü hatirladigini, cenazesini mezarliga kadar aglayarak izledigini
bana defalarca anlatmisti. O zaman 5 yaslarindaydi. 23 yasinda dul kalan analari
Fatime abla kocasindan kalan eski bir ev, bir üzüm bagi ve iki ufak cocukla
basbasa kalmisti. Bu yetmezmis gibi amcazadeleri evde hissesi var diye evi
satmaya kalkinca, Fatime abla eline gecirdigi taslarla o adamida kovalamis,
yoksa iki cocukla sokakta kalacakti.
Ana Fatime abla kisa sürede kendini toparlayip, yas tutma zamani degil bu iki
cocuga sahip cikip büyütme zamanidir diyerek o yanliz ve genc haliyle aklindan
ikinci bir evliligi hic gecirmeden evine ekmek getirme mucadelesine girismisti.
Fatime ablanin yasadiklari icin bir kac roman rahat yazilir. Disardan Cermige
tayin edilen devlet memurlerinin ev islerini yapmasi, yaz aylarinda Hamam Basina
gidip Kaplica icin gelen yerli turistlere Cikinini (bohcasini) tepe mahalleli
kadinlarin ördügü tenteneler (dantel), qelemceler(kanevice), lifler, kumaslar vs
doldurup otel otel dolasip sattigini, birgün bile umudunu kaybettigini kimsenin
görmedigini ve o yoksulluk sartlarinda gülmesini bilen, esprilerle cevresini
güldüren mahallenin en sevilen, en alcak gönüllüsü bir kadindi. Iki erkek
kardesi 1940-li yillarin sonunda Istanbula calismaya gitmisler ve uzun süre
dönmemislerdi. O dönem Istanbul ve Cermik arasi simdi okyanuslar kadar uzakti.
Cermikteki akrabalari ise dayi ve teyze cocuklari kalmisti. Osman abinin baba
tarafi Diyarbakir cevresinden Cermige gelip yerlesmislerdi ve hic kontaklari
yoktu. Yillar sonra Diyarbakirdan Cermige gelen biri, aileden kalan mirasin
paylasilmasi icin mahkeme Resitin cocuklarini ariyordu. Fakat temas kurduklari
kahveci Aga adindaki vijdansizin biri onlara; Resitin hic kimsesi burda
kalmamis deyince geri dönüyor ve mirasda kaybedilmis oldu. Bunu sonradan duyan
Fatime abla Kahveci Agaya ömrü boyunca lanet ve beddualar yagdirmisti.
Fatime abla calismak zorunda olunca evde iki cocugu yanliz birakmak zorundaydi,
bu durum özellikle Osman abide hep sokakta oynamasina neden oluyor, aksamlari
bile eve oyun oynamaktan gec dönüsünde anasindan dayak yerdi. Özellikle Tepe
mahallesinde oynanan; Deg, Curkesme, Koc, Tacingir, Dakka oyunlarinda
ustalasmisti. Bu aliskanligi Ögretmen okulunda okumasina ragmen devam ettigini
bizlere gülerek anlatirdi.
Ilkokula baslayan cocuklarini okutmakta Fatime abla zorlanmaktaydi, sonunda
birilerin yardimiyla iki kardes Diyarbakir yetistirme yurduna verilmislerdi ve
okula devam etme imkanlari olmustu. Osman abi, amcamin Culfa dukkaninda ciraklik
yaptigi dönem, yaptigi muzurlar sonucu yedigi dayaklari bizlere gülerek hep
anlatirdi. Cermikteki kahvehanelerdede yaz aylari calisip para kazanarak evin
ihtiyaclarinda anasina yardim ederdi, fakat her firsatini buldugunda ya oyun
oynamaya yada cay önüne gitmektende hic geri kalmazdi. Okul bitip karne
aldiklarinda zayif notlardan dolayi Fatime abla onu cök döver eve almazdi, oda
disarida anasinin uyumasini beklerdi.
Fatime abla mahallenin en esprili, en alcak gönüllüsü, yüzyillarca agizdan agiza
dolasan halk hikayelerini, kürtceyide cok iyi bildiginden, hem türkce hemde
kürtce bilen biri olarak SAARE kesme gecelerinin bas misafirydi. SAARE kesme
sirasi kime geldiyse ilk önce o cagrilir ve kadir-kiymeti bilinirdiki anlatacagi
uzun hikayelerle komsu kadinlar erken gitmesin. Toplum olarak bizlerde tarih
kültürünün fazla gelismemis olmasindan dolayi bu halk hikayelerini yaziya
dökemedik ve rahmetliyle beraber gitti. Osman abi cok okumasina ragmen yazma
konusunda ise hic istegi yoktu. Yillar sonra tarihin, halk deyislerinin önemini
kavradigimizda defalarca Osman abiye; Anani konustur ya yaz yada sesinden bu
hikayeleri kaydet dememe ragmen bunu yapma firsati olmadi.
Osman abi, anasi ve kardesiyle yasadigi bu fakirlik ve zorluk dönemini deyim
yerindeyse, alinlarinin akiyla gectiler ve onurlarini, kisiliklerini,
fakirlikten dolayi ezdirmediler. Fakirliginde bir onur oldugunu, yoksullugun
insana her seyi yaptiramayacagini, onur ve kisiligini korumanin her türlü
kosullarda nasil olacagini cok iyi cevrelerine gösterdiler.
Osman abi Diyarbakir Ögretmen okulunda okurken Cermige her gelisinde hemen
odasina gider, yeni getirdigi kitaplara ilgiyle bakardim. Ben o dönem kitap
deyince, okul kitaplari disinda Kuran ve Hz. Ali nin cenk kitaplarini bilir ve
onlari okurdum. Bana: Daha yararli kitaplar var, bunlari oku der ve ilk defa
Mahmut Makal, Orhan Kemal, Yasar Kemal in ismlerini duydum ve kitaplarini
okumaya basladim. Her okul tatili gelisinde yeni kitaplar getirir ve banada
verirdi. Bana okuma aliskanligini ögretmisti ve yillar sonra hapisten ciktigim
dönem gülerek bana; Niye cocukken yanima gelip kitaplarimi okursun, bak basina
bir sürü is getirdim der, kendisini sakada olsa sorumlu hissettigini her
firsatta söylerdi.
1967 yilinda ögretmen okulunu bitirmis, ilk görev yeri olan Fakir Baykurt un
köyüne yakin bir yere tayini cikmisti. Anasi Fatime ablayida yanina alarak
Ispartaya gitmislerdi. Yaz tatiline Cermige gelisinde Osman abinin tartistigi
konularda degismis, ülke sorunlarini, geri kalmisligi, isci, memur ve köylülerin
haklarini savunma konusmalari kahvede yasitlariyla yaparken hep yanina oturur
ilgiyle dinlerdim.
Ayrica Cermikteki sosyal aktivitelerede öncülük etmeye baslamis, ilk kez Orta
okul karsisindaki düz yere bir voleybol sahasi yapmislar, kendi ceplerinden ag
ve direkleri satin alip, zeminide taslardan temizleyip voleybol oynamaya
baslamislardi. Bir cok Cermik genci kahvede oturmaktansa voleybol maclarina ilgi
göstermeye baslamislardi. Osman abi bu aktiviteyi baslatanlardan biriydi.
Onlarca genc, memur, ögretmen gelip bu maclarda oynamak ve seyretmek icin ögle
sonunu beklerler bende hep orda bulunurdum. Sik sik gazozuna mac yaparlardi.
Eger fazla gazoz varsa banada bir tane ismarlar yoksa kendi gazozunu bana
vermeyi ihmal etmezdi.
1960 sonlari gerek ögretmenler, gerekse genclik ve isci sinifi yogun bir
hareketlilik icindeydi. Osman abi o dönem ögretmenlerin mesleki örgütü olan TÖS
(Türkiye Ögretmenler sendikasi) üyesi oldugunu, toplantilarina katildigini,
Fakir Baykurtu dinledigini Cermikteki ögretmenlere anlatirdi. Ikinci görev yeri
Mardin Nusaybin ilcesinin Suriye sinirina yakin bir köyüne tayini cikmisti.
Anasi kürtceyi cok iyi konusurdu fakat Osman abi bilmezdi. Nusaybinde konusacak
kadar kürtceyi de ögrenmis, Suriye siniri icinde kalan Kamisli kentine bir kac
kez gezmeye gittigini, orda ilk kez Cermikli ermenilerle karsilastigini, yasli
bir ermeninin Cermikten geldigini duyunca kendisi ile görüsmek istedigini,
kendisine Cermikteki tüm aileleri sordugunu, kendisinin 1915 yilindaki ermeni
tehciri döneminde öldürüleceginin farkina varip kacanlardan biri oldugunu,
yakinlarinin Cermik-Cüngüs arasinda bulunun derin bir yeralti magarasi olan
DÛDEN e atildiklarini, Cermige gelisinde bizlere anlatmisti. Ayrica Kamislidaki
kürt yurtseverliginin cok gelismis olmasida Osman abiyi etkilemisti. Yine,
Kamislida o dönem tüm kürtlerin yasadigi her yerde dinlenen Mehmet Arif Cizravi
nin konserine gittigini, 60 li yillarda Cermikte radyosu olanlar yazin damda ya
Erivanin kürtce programini, yada Bagdat radyosunun kürtce yayinini, ayrica o
dönem kürt hareketine önderlik eden Mela Mustafa Barzaninin Özgür Kurdistan
Radyo yayinlarinin saati hic kacirilmaz ve yüksek sesle dinlenilirdi.
Mahallemizde kürtce anlayan fazla olmamakla birlikte kürt müzigine ve özellikle
Mehmet Arif Cizravi, Ayse San, Tahsin Taha nin sesi cok sevilirdi. Osman abi
Kamislidaki konserde; Cocukken radyodan dinledigimiz sesi canli olarak
dinleyince cok heyecanlandigini anlatirdi.
!2 mart askeri darbesinin baskisini, Diyarbakirin Kulp ilcesinde görev yaparken
yasadigini, bir kac arkadasinin tutuklanip iskence gördügünü, devleti biraz daha
iyi tanidigini söylerdi. 1972-74 yillari Diyarbakir merkez de görev yapmisti.
TÖS kapatilinca onun yerine kurulan TÖB-DER örgütlenmesi icinde hemen yerini
almisti. O dönem Diyarbakira her gidisimde beni TÖB-DER in lokaline götürür,
ordaki tartismalari bende ilgi ile izlerdim.
Kücük kardes Ali Bardakci, Almanyaya isci olarak bu dönem gidince Osman abide
tayini Istanbula aldirinca görüsmemiz azalmisti. Istanbul Kücükköy de bir
ilkolda göreve baslamis, okul sonrasi ise karaköyde dayisinin isyerinde
calisiyordu. TÖB-DER üyeligini Istanbuldada sürdüren Osman abi TÖB-DER in bazi
aktivitelerinede katilmaktan geri kalmaz. 1976 da bir aktiviteden dolayi polis
onu ve bir kac arkadasini yakalayip iskence yapar. Kafasina yedigi darbelerden
sonra görme duyusunun bozuldugunu, cift görmeye basladigini, yillarca göz
doktorlarini dolasmis, kalin prizma gözlügünü her zaman takmak zorunda kalmisti.
Dayilarindan biri lastik-conta isleriyle ugrasiyordu. Osman abiye; Birak
ögretmenligi gel birlikte lastik-conta isini yapalim teklifini yapinca,
ögretmenlikten istifa edip lastik-conta isine baslar. Kisa sürede is hayatindada
basarisini gösterip isyerlerini büyütüp Cagdas Conta AS kurup Istanbul
sanayisinin ihtiyac duydugu lastik, kaucuk, conta üretimi ve satisina baslayarak
kendilerini kabul ettirirler. Almanyadan dönüs yapan kardesi Ali yide yanlarina
alirlar. Is yasaminda gösterdigi azim ve basarisi kisa sürede ekonomik olarakta
güclenip, rahatlamalarini saglar. Istanbul kosullarinda orta düzeyde bir varlik
sahibi olmayi basarirlar ve güclü sanayicilerin lastik-conta ihalelerini,
siparislerini almayi baslarlar.
Osman abi geldigi yoksulluk dönemlerini hic unutmayip, gecmis yoksulluktan
dolayi hic komplekse kapilmaz, kendine ve cevresine, dogup büyüdüyü yerlere
yabancilasmaz. Kendisine bir bardak su verenleri bille yillarca unutmaz, elinden
geldigince yakin cevresine, Cermikteki yakinlarina el uzatmaktanda geri durmazdi.
Istanbula her gelen Cermikliyi tanisin tanimasin ilk isi bir yemege götürmekti.
Evinden misafiri eksik olmazdi. Osman abi ulastigi varlikli haliyle hic
kendisine yabancilasmadi, yoksul yakinlariyla iliskisini kesmedi, onlara tepeden
bakmayip her zaman diyalogunu sürdürdü. Osman abinin bu erdemleri kisa sürede
onu taniyanlar tarafindan takdir edildi.
Cermikten ayrilmasina ragmen hic bir zaman Cermiklilik duygusunu yitirmeyip hep
Cermikle ve Istanbuldaki Cermiklilerle kontagini sürdürdü. Cermikte vefat eden,
kaza geciren bir yakinini duyunca hemen Cermikte onu görmek mümkündü. Telefon
konusmalarimizda bile Cermigi sordugumda, bana; Bu yil yagislar az, ot fazla
olmadi zavalli hayvanlar ve davar sahiplerinin isi zor, bahar ayinda nar, incir
agaclarini soguk vurdu, bu yil bu meyveler az olurdan, Cermikteki belediye
secimlerine, aileköy kavgalarina kadar anlatirdi. O iyi bir Cermikliydi,
Cermiklilik yani onun fedakarligindan, dayanismaci tavrindan, dogdugu yerlere
karsi duydugu büyük sorumluluktan geliyordu. Öyle erdemli bir sosyal iliskilere
sahiptiki, nerde olsa onu sevsin sevmesin bir hemserisinin basi agridiginda onun
yaninda olmak duygusunu hep tasidi. Bu Cermiklilik duygusu, onu Istanbuldaki
Cermiklileri örgütlemeye kadar götürdü. Istanbulda Cermikliler Derneginin
kurulusuna öncülük etti ve bir kac yil dernegin baskanligini yürüttü. Istanbulda
hali vakti yerinde olan Cermiklilerden topladigi yardimlari Cermikte dini
bayramlar arafesi, hic kimseyi rencide etmeden yoksul hemserilerine dagitti.
Geceler düzenledi, yillar önce Cermiklilerin kutladigi ve unutulmaya yüz tutan
KÖRMÛSKAN gelenegini Istanbulda yasatmaya calisti. Bu ugraslari hemen Türkiyenin
degisik yerlerine yerlesen Cermikliler arasinda yanki bulup, Ankara, Izmir,
Adanaya yerlesmis bulunan Cermiklileri dernek kurmaya tesvik etti, Etkisini
Almanyada Frankfurt cevresinde yogun bulunan Cermiklilerin bir Vakif kurmasina
bile etken oldu diyebiliriz.
Modern toplumlarda insanlarin edindigi önemli bir erdemlilikte; Gönüllü
insanliga, dogaya hizmet eden örgütlenmelerde karsiliksiz calismak, hem maddi
destek hemde zamanini vermektir. Bu erdem, Osman abide fazlasiyla vardi, stresli
bir is yasami olmasina ragmen zaman ve maddi imkanini Cermikliler dernegine
vermesini bildi
Hapisten ciktigimi ve Ankaraya geldigimi duyunca hemen gelip beni sormaya gelmis,
saatlerce basimdan gecenleri dinlemek istemisti. Bana; Eger cok zorlanirsan cek
Istanbula gel demeyide ihmal etmemisti. Sivasta 3 yila yakin sürgün cezami
cekmeye polis zoruyla götürüldügümü duymus, benimle temas kurmak istemesine
ragmen, onun basina bir sey gelmesin, polisle basi belaya girmesin diye
kacinmistim. Sonradan karsilasinca bana onu aramadim diye kizmisti. Bende ona;
Basin derde girebilir, benim her hareketim kontrol altinda olabileceginden sana
problem olmak istemedim dememe karsin; Bu nedemek, niye akrabayiz, senin
problemlerini paylasmak, hafifletmek benim görevim demesini simdi aradan 24 yil
gecmesine ragmen hic unutamiyorum.
Sivastaki sürgün cezami iki aydan sonra birakip kacinca, gidip barinabilecegim
ilk yer oydu ve istanbula geldim. Rahat etmemi, hapislik psikolojisini atmam
icin elinden gelen her seyi bir kac akrabamla beraber yapmisti. Bir gün beni
Camlica tepesine, diger gün bogazda bir yere, baska bir gün Bakirköy sahiline,
adalara hep götürür acilmami, rahatlamami saglardi. Osman abi benim icin bir
akrabadan ziyade bir agabey, bir arkadas, bir ögreticiydi. Birbirimize hep
ADAMIM diye (Cermige özgü) hitap ederdik.
Osman abi 4 kez Isvece ziyaretime gelmisti. Ilk gelisinde Isvec ve sosyal refah
devletini gözleriyle görmek istedigini, sistemin nasil calistigini, ayrica
yillarca ülkesini, ailesini görme imkani olmayan mülteci cevrelerini taniyip, bu
refah toplumu icinde insanlarin hasretlerini, yanlizliklarini yakindan görmesi
onu duygulandirmis ve kisa sürede epeyi dost edinmisti. Bana; Bu dostlarin
hepsini cagirda onlara bir memleket cikköftesi yapayim deyince güzel bir davet
hazirladik, cikköfteyi yapip, Rakiyla yedikten sonra sazida eline alip bir güzel
Diyarbakir-Urfa yöresel türkülerini calip söylemis, mülteci dostlarina iyi bir
davet gecirtmisti. Sosyal iliskilerde öylesine rahat ve basariliydiki, Isvecte
kaldigi dönem edindigi dostlar onu misafir etmek icin siraya girmislerdi.
Pinikil (nezere) oyunu tiryakileri icinde bulunmaz biriydi. Bazen saatlerce
pinikil oynar, ona; Yeter adamim, kalk görmedigimiz yerler var, zamanin
degerini bil dedigimde, birak zamani, bak bu dostlar memleket hasretiyle
yaniyor, onlara moral vereyim derdi ve onlarla saatlerce pinikil oynardi,
sohpet ederdi.
Son dönem her telefonla konustugumda sirt agrilarindan bahsederdi. Ameliyat
sonrasi büyük bir ur ciktigini, fakat doktorlarin temizlediklerini, en kisa
zamanda iyilesip Isvece gelecegini söylerdi. Yaz aylari yogun calistigimdan
ziyaretine gidememis, banada endiselenecek bir sey yok, sen gelme ben gelecem
derdi. Haberler iyi gelmiyordu ve gecen Eylül ayinda ziyaretine gittigimde soke
olmustum, yüksek bir morale sahip olmasina ragmen, endisem artmisti. Dönecegim
zaman yine bana bir kac kitap vermis Bak bu kitaplari oku, Hz. Alinin Kan
Kalesi cenginden iyidir diye 30 yil öncesi bana söyledigi lafini tekrarlamis ve
gülmüstük.
Isvece dönünce aklim hep onda kalmis, acaba nasil atlatacak, sorusu ve endisesi
hep kafamdaydi. Sonunda 26 ekim gece yarisi gelen telefonla aci haber bana
aninda iletilmisti. Sabaha kadar oturup hep Osman abinin yasamini düsündüm ve
aklima, yazimin basinda belirtigim söz geldi; Yasam haksizliklarala doludur,
Osman abinin hakkimiydi ki bu kanser illeti onu bulsun ve erken alip götürsün!
Sabah erken ilk trenle kendimi Kopenhang havaalanina atip bilet buldum ve ayni
gün aksami istanbula geldim. Gözlerim Istanbul hava alaninda onu aradi, cünkü
beni her gelisimde hep o karsilardi. Ertesi sabah hastane morgunda, yüzüne
bakamayacak kadar kendimi gücsüz hissettim. Cenaze törenine onu sevenlerin hemen
hepsi gelmislerdi ve hava yazdan kalma bir gündü. Imam mezari basinda konusurken
isi politikaya, türk irkciligina kadar götürünce aklima, simdi osman abi uyanip;
Yav imam efendi ne oluyor, bana ne Mehmet akiften, türkcülükten, sen duani yap!
söyleyecegi geldi. Son uyuyacagi yerden bile espri yapacagini bekledim.
Kamil Sümbül
2008-12-12