KÜRT HALKININ KÖKLERI 

Değişik mitolojik anlatımların yanısıra Kürtlerin kökenleri hakkında birbirleri ile sınırlı ölçüde çelişen iki ayrı temel tez vardır. 1917 Ekim devriminden önce İran’da Rus diplomatı olarak görev yapan, İslam Ansiklopedisi’nin Kürtler bölümünü yazan, ardından profösör olan, İngiliz ve Fıransız bilim akademileri üyesi V. Minorski’ye (1877- 1966) ve daha başka bazı araştırmacılara göre, İ. Ö. (İsadan Önce) 1300 yıllarında Med ve Pers aşiretleri Asya’nın kuzeydoğusundan İran’a gelmeye başlamışlardır. Bunlardan Med aşiretleri İran’ın batısındaki Urmiye gölü çevresine yerleşmişlerdir. Persler daha güneye inmişler, İran körfezinin doğusuna, Zagros dağlarının doğu eteklerine yerleşmişlerdir. Yves Bonefoy’a göre ise, İ. Ö. 3000 yıllarında Hint- Avrupai aşiretler Doğu Avrupa’daki en erken yurtlarından Asya içlerine doğru göçe başlamışlardır. Uzun molaların ardından bunların birkısmı güneye yönelmiştir. Keşmir ve Pencap dolaylarında sözkonusu aşiretler iki farklı yöne doğru yürümeye başlamışlardır. Güneye doğru inenler Hindistan’ı fethetmişlerdir. Tekrar batıya yönelenler, İ. Ö. 2000’li yılların başında Afganistan dağlarına ve İran platosuna ulaşmışlardır. İ. Ö. 1800’lü yıllarda tüm batı iran alanı, Zagroslar’dan Hint Okyanusu’nun ucuna dek olan coğrafya bunlar tarafından elegeçirilmiştir. Med’ler kuzeybatıya yerleşirlerken, Persler güneybatıya inmişlerdir. Daha kuzeyde kalan İskitler’de Persler ve Medler ile akraba aşiretlerdir. Ve özetlenen bu anlatım da, -tarihlerdeki farklılıklar biryana konursa- Minorski’nin anlatımı ile uyumludur. Ve yine Minorski’ye göre, Med’ler Urmiye gölü çevresinden batıya, Botan bölgesine doğru yayılmışlardır. (Kısaca Botan, bir yandan Habur’u ve öbür yandan Siirt’i içine alan ve Dicle nehri boyunca uzanan coğrafyanın kürtçe adıdır. Dicle’nin ana kollarından olan Çatak çayının diğer adı da Botan çayıdır.) Sonuçta Med’ler bölgedeki diğer halklarla karışmışlardır. Medler’de akraba topluluk Persler gibi Hint- Avrupai dil gurubu içinde Hint- İrani bir dil konuşmaktaydılar. Ve Minorski’ye göre Kürtler’in ataları bu Medler’dir.

Dil araştırmacısı Rus Profösör Nikolay J. Mar’a (1865- 1934) göre Kürtler, Ermenilerle, Gürcülerle ve diğer yerli halklarla akrabadırlar. Minorski’nin ve diğer bazı araştırmacıların anlattıkları gibi başka bir coğrafyadan göçederek bölgeye gelmemişlerdir. Kürtler, Ön Asya’nın dağlık bölgelerinde yaşayan yerli halklardandırlar. Japhetic (Yafetik, Kafkaslar’a ait) bir dili konuşurlarken, gelen Hint- Avrupailer’in dillerini ödünç almışlardır. Şühesiz tarihte Mar’ın tezini destekleyebilecek benzer olaylar vardır. Örneğin, Batı Sibirya’dan Karadeniz’in kuzey kıyılarına, oradan’da şimdiki Bulgaristan’a inen Bulgarlar, türkçe konuşurlarken Slav dilini ödünç almışlar ve Güney Slavları ile karışıp asimile olmuşlardır. Hatta daha sonra doğudan batı İran’a ve Kürtlerin yaşadıkları diğer coğrafyalara girecek olan Türk aşiretleri arasında Kürtleşecek olanlar çıkacaktır vs. Yine Mar’a göre, Kürtlerin sonradan konuşmaya başladıkları bu Hint- Avrupai dili şekillendiren asıl kök Med dilidir. Sonuçta her iki karşıt tez de (Minorski’nin ve Mar’ın tezleri) kürtçenin Med dilinden kaynaklandığı görüşünde birleşmektedirler.

Alman dil araştırmacısı E. Rödiger ve yine Alman profösör Agust Friedrich Pott (1802- 1887), kürtçenin ve farsçanın (persçenin) aynı kökten, İslamiyet öncesi İran dini Zoroastrianism’in kusal kitabı Avesta’nın dilinden kaynaklandıklarını ve Hint- Avrupai diller gurubu içinde olduklarını inanılır biçimde kanıtlamışlardır. Sadece dinin rahipleri tarafından okunabilen, artık ölü bir dil konumunda olan ve kaleme alındığı dönemlere göre dili de farklılaşan Avesta’nın elde kalabilmiş en eski metinleri İ. Ö. 1500-1200 yıllarının İran diliyle yazılmıştır. Buna karşın, kesin tarih belli olmamakla birlikte dinin kurucusu Zerdüşt’ün (Zarathustra) İ. Ö. 600’lü yıllarda yaşadığı sanılmaktadır veya konuyla ilgili tanınmış uzmanların üzerinde en çok dırduğu yıllar bunlardır. Aynı yıllar veya İ.Ö. 600’lü tarih Med iktidarının varolduğu zamandır ve Zoroastrianism asıl olarak bu yıllarda yayılmış, bölgede güç kazanmıştır. İ. Ö. 1500- 1200’lü yıllar ise hem Zoroastrianisme ve hem de Hinduisme kaynaklık eden Veda dinini doğduğu yıllardır ve Zarathustra Veda dinini İranlılaştıran bir rahip olarak metinlerinde aynı dili kullanmış olabilir. Sonuçta, Med iktidarının varolduğu İ. Ö. 600’lü yıllar ve Pers Akhaemenid sülalesi dönemi (özellikle Büyük Darius’un tahtta olduğu İ. Ö. 500- 400’lü ve oğlu Kyserkses’in başta olduğu İ. Ö. 400’lü yıllar) eski İran dilinin konuşulduğu zamanlardır. Günümüzdeki modern İran dili ve ayrıca Kürt dili ise köken olarak daha yakın yıllara, Part’ların ve asıl olarak onlardan sonra gelen Sasaniler’in (200’lü- 600’lü yıllar) iktidar dönemindeki Orta İran diline, bir başka ifadeyle Pahlavi diline dayanmaktadır. Bu dönemdeki Zoroastrianism’in kutsal kitabı Avesta’nın metinleri ve aynı dinle akrabalığı olan Manicilik’in metinleri Sasanilerin resmi dili olan Pahlavi ile yazılmıştır. Bir kuzeydoğu İran lehçesi konuşan Partların dili ile günümüzdeki Zazaca (Dimli) arasında bağ kuran dilbilimciler vardır.

Kürtler’in ataları oldukları sanılan Medler’den ilk kez İ. Ö. 836 yılında -bölgeyi çoktan kontrolu altına almış olan tüccar ve militarist- Asuri İmparatorluğu’nun kronikalarında (vakayinamelerinde, günlüklerinde) sözedilmiştir. Minorski’ye göre, Kürt veya Kırmanç sözcüğü (konfederatif) Med devletinin temel taşları olan Kyrti (Kyrtioi) ve Mard (Mardoi) aşiretlerinin adlarının birleşik söylenmelerinden türemiştir. Kiruş (Cyrus) adlı Pers prensinin kardeşi ile yaptığı taht kavgası için kiraladığı Grek askerinin Arasında olan ve İ. Ö. 401 yılında Kiruş’un ölümü üzerine savaşa katılamadan Yukarı Mezopotamya’dan (grekçe, nehirler arası) kuzeye, Karediz kıyısına, Trabzon’a dek yürüyen 10 bin askerden biri konumundaki Atinalı Ksenefon, ilk tarihçi kabuledilen Halikarnaslı Herodotus’a (İ. Ö. 484- 430 veya 420) özenerek zengin yaşam deneyimini Anabasis Kyrou (Yukarı ülke yürüyüşü) adlı yapıtında anlatmıştır. Anabasis’te Ksenefon, Ermeniler’in ülkesine gelmeden önce geçtikleri topraklarda -boyları uzunluğundaki yayları ile- kendilerini ok yağmuruna tutup kaçan Karduklar’dan sözetmektedir. Karduk kelimesi ile Kürt kelimesi arasındaki benzerlikten kalkan bazı kişiler bunların Kürtler olduğunu ve Kürtler’den ilk kez Ksenefon’un sözettiğini rahatça iddia edebilmektedirler. Buna karşın, sözkonusu kelime benzerliğinin ötesinde Karduklar’ın Kürtler olduklarına dair hiçbir ciddi kanıt getirilememektedir ve bu iddia bir spekülasyondan öteye geçememektedir. Dilbilimci Mar ise, kendi alanındaki çalışmalarına dayanarak Karduklar’ın Gürcüler’in ataları olduklarını, eski adlarıyla Kartveliler’in veya yeni adlarıyla Gürcüler’in İ. Ö. 400- 100’lü yıllarda şimdi yaşamakta oldukları topraklara daha güneyden, günümüzde Kürtlerin varoldukları coğrafyadan göçettiğini söylemektedir- Gürcüleri ifade ettiği bilinen Kartveli sözcüğü ile Karduk kelimesi arasında da büyük bir benzerlik vardır. Mar’a göre diğer Van yöresi halklarıyla birlikte Gürcüler’de kürtlerin ataları arasındadırlar ama, daha önce de ifade edildiği gibi bunların bir bölümü Med dilini ödünç almışlardır. Doğan Avcıoğlu’nun “Türklerin Tarihi” adlı kitabının 5nci cildinde aktardığına göre, Nöldeke, Hartmann, Weisbach gibi dil otoriteleri de Karduklar’ın Kürtlerin ataları olduğu yönündeki spekülasyona karşı çıkmakta, Kyrti aşiretinin Kürtlerin ataları olabileceğini düşünmektedirler. Hem ticari ve hem de askeri geçitler üzerinde olan ve sürekli göçlere ve savaşlara alanlık yapan bu coğrafya da muhtemelen çok büyük ölçüde halk karışmaları, asimilasyonlar yaşanmıştır.

Med’ler Persler’den daha önce medenileşmişler ve devlet kurma süreçlerini İ. Ö. 800’lü yıllarda başlatmışlardır. Sözkonusu süreç, kuzeyin savaşçı süvarileri İskitler’le akraba Kimmerler’in istilaları (İ. Ö. 647- 615) ile kesintiye uğramıştır. İlk hükümdarları olan Kyaksares’in (Kyaxares) önderliğinde özgürlüklerine kavuşan Med’ler, İ. Ö. 612 yılında Güney Mezopotaya’daki intikamcı Kaldeliler’le (Asurlular’ın yıktığı Babil’in mirascıları) birleşerek, şimdiki Musul’un 100 km kadar doğusuna, Dicle kıyısına kurulmuş olan -Asur İmparatorluğu’nun başkenti- Nineve’yi üç aylık bir kuşatmanın ardından yakıp yerlebir etmişlerdir. (Nineve’nin kalan külleri içinde zamanın en büyük devlet kitaplığına ait 20 bin tablet bulunmuştur ve buradaki bilgiler birçok tarihi gerçeğe ışık tuttukları gibi, İslam’ın içinde yaşamını halen sürdüren bazı patriyalkal geleneklere ve daha başka gerçeklere aydınlık getirmektedirler.) Böylece Dicle’nin Kuzeyi ve doğusunda Med devleti doğarken, güneyi ve batısında Babil’in ikinci dönemi veya Kalde devleti başlamıştır. Van yöresi aşiretlerinin İ. Ö. 800’lü yıllarda oluşturdukları Urartu (Ararat, Ağrı) devleti, Asuriler’in yıkılışının ardından Med hakimiyeti altına girmiştir. Urartu adı İ. Ö. 1200 yıllarına ait Asuri vakayinamelerinde anılmaktadır ve bu ad ermeniceye veya Van yöresi aşiretlerinin diline ait olmayıp, Asuriler’in onlara taktığı bir isimdir. Onlarsa kendilerini Bianili olarak adlandırmışlardır. Bu satırların yazarına göre, sözkonusu Med devleti yerleşik ve göçer aşiretler arasında kurulmuş gevşek bir konfederatif birlikten başka birşey değildir. Günümüz Hamadan’ının bulunduğu yere kurulmuş olan Ekbatana, Med devletinin başkenti olmuştur. Med sözcüğü, kuzeybatı İran’daki Mahabat kentinin adı içinde varlığını sürdürmektedir. Başka bir ifadeyle, Mahabat adı Med’den gelmektedir. Aynı kent, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından Kadı Muhammed’in önderliğinde Sovyet nüfus sahasında kurulan kısa ömürlü ilk Kürt devletine de adını vermiştir. (Mahabat Cumhuriyeti, 22 ocak 1946 ile aralık 1946 arasında yaşamıştır.)

Med devleti daha yüz yaşını doldurmadan, yönetimindeki parçalanma ve güneyli Pers aşiretlerinin ayaklanması sonucu yıkılmıştır. Tarihin babası Herodotos’a göre, Kyros II’nin önderliğinde ayaklanan Pers aşiretlerine son Med hükümdarı Astyages’in ordularının komutanı Harpagos’da katılmıştır. Böylece Med devleti İ. Ö. 549’da yıkılmış ve yerine son Med hükümdarı Astyages’in kızı Mandane’den olma Kyros II’nin önderliğindeki Pers devleti kurulmuştur. Herodotos’un anlatımında rüyalar ve alabildiğine trajik öykülerle dolu olan bu zengin sürece bir çeşit saray darbesi de denebilir. Kyros II’nin tahta oturduktan sonra yaptığı en önemli işlerden biri, İ. Ö. 539’da eski dünyanın en büyük kenti Babil’i almak olmuştur. Böylece, Med devletinin müttefiki olan İkinci Babil (Kalde), Pers veya Akhaemenid İmparatorluğu’nun saldırısı ile birdaha dirilmemek üzere tarihten silinmiştir. Bu olaya en çok sevinenler Yahudiler olmuşlardır. Çünkü, İkinci Babil veya Kalde hükümdarlarının en tanınmışı olan, çok büyük bir general olduğu kabuledilen ve Babil’in ünlü Asma Bahçeleri’nin kuruculuğunu yapan Nebukadnezar II, İ. Ö. 587/586’da güneydeki Yahudi devletini tarihten silip Kudüs’ü zaptetmiş ve kentteki Birinci Büyük Tapınağı tamamen yıkmıştı ( Kuzeydeki devleti de İ. Ö. 722’de Asuriler tarihten silmişlerdi. Aslında, Babilliler, Asuriler ve Yahudiler, hepsi birbirlerine yakın birçeşir Akad lehçeleri konuşan Semitik veya Sami halklardır. Yahudiler İ. Ö. 2000 yıllarında Mezopotamya’nın en güneyindeki tarihi Ur kentinden bilinemeyen nedenlerle kovulan veya kaçan 12 aşirettir. Önce Harran ovasına, Urfa dolaylarına gelmişler, ardından güneye Kenan ülkesine veya Filistin’e inmişler, ardından Mısır’a göcetmişlerdir. Uğursuzluk getirdikleri, yaşanan doğal felaketlerin ve hastalıkların nedeni oldukları sanılarak oradan da kovulup Mısırlı bir prens olan Musa’nın önderliğinde İ. Ö. 1200 yıllarında yeniden Kenan ülkesine dönmüşler ve bir krallık kurmuşlardır. İlk büyük tapınağı inşaettiren Kral Salomo’nun ölümünün ardından İ. Ö. 900’lü yıllarda devletleri kuzey ve güney olarak ikiye bölünmüştür vs. Musa’nın kitabında anlatılan denizin yarılması ve diğer mucizeler -şüphesiz- tamamen uydurmadır ve Sina’da geçtikleri yollar bellidir. Yüzyıllar içinde yazılan değişik kitapların birbirlerine eklenmeleri ile şekillenen Tevrat, bir tarih anlatımı olarak yalanlarla, alabildiğine idealizasyonlarla ve ırkcı paragraflarla doludur. Tevrat’ın en ilginç bölümlerinden biri, Yahudi toplumunun ozamanki gelişmişlik düzeyini anlamaya yardımcı olan Musa’nın 10 emridir. Bu emirlerden onuncusuna göre, “Başkasının karısına, erkek ve dişi hizmetçisine, öküzüne, eşşeğine veya bu kişiye ait herhangi başka birşeye cinsel arzu duymak yasaktır.” Kısacası, eşşek başkasına ait değilse aşk serbesttir.). Nebukadnezar’ın zaferi ile -öncekileri saymazsak- Yahudiler için ilk uzun sürgünlük dönemi başlamıştır. Kyros II’nin Babil devletine sonvermesi ile Yahudiler sürgünden kurtulmuşlar, geriye dönüş yolları açılmıştır. Daha sonra, İ. Ö. 522’de tahta oturacak olan Darius I ise, Yahudiler’e tapınaklarını yeniden inşaetme izin verecektir. Bu nedenle Eski Ahit (Tevrat), Nebukadnezar’ı aşağılayan, O’nun “öküz gibi çayırlarda otladığını” anlatan gerçekdışı ifadelerle doluyken, Medler’e (Tevrat metinleri Medlerle Persleri ayırmamaktadır), Darius I’e övgülerle doludur.

Kyros II, Herodotos’un ifadesiyle “yumuşak huylu” bir Pers prensi olan babası Kambyses’in adını oğluna vermiştir. Yine Herodotos’un çizdiği portreye göre çılgın ve saldırgan bir kişiliğe sahibolan -Kyros II’nin oğlu- Kambyses, zaptettiği Mısır’da, kardeşi Bardiya’nın tahtına oturduğunu öğrenmiştir. Herodotos’a göre, Mısır seferine çıkmadan önce Kambyses, kardeşi Bardiya’yı yakın bir adamına öldürtmüştü ve bu cinayeti katilden ve kendisinden başka kimse bilmiyordu. Aynı anlatıma göre Kambyses, işlediği cinayeti açıklıyamıyordu ve aslında tahtı gasbeden -şüphesiz zaten ölmüş olan kardeşi değil- bir Mag rahibiydi (Mag’lar Zoroastrianism’in tekelini elinde tutan ünlü bir Med aşiretidir.). Kambyses sözkonusu darbeyi altetmek için geri dönerken, İ. Ö. 522 yılı yazında Suriye’de kendisini yaralamış ve geriye çocuk (varis) bırakmadan ölmüştür. Pers ordusu ile birlikte ülkeye, halen başkent olan Ekbatana’ya dönen aristokratlar arasında Darius I’de (İ. Ö. 550- 486) vardı. Kambyses’in tahtına oturmuş olan Mag rahibi, -politik bir deha olduğu kabuledilen- Darius I’in önderliğinde sekizler darbesi (sekiz aristokratın örgütlediği saray darbesi) ile devrilmiştir. Kıral olan Darius I, İ. Ö. 522’de Akhaemenid (Pers) İmparatorluğu içinde yeni bir sülalenin iktidarını başlatmıştır (Herodotos’un anlatımıyla, darbeyi başarmış olan aristokratlar, -biri hariç- aralarında “kimin atı önce kişnerse o kıral olacak” diye yarışma örgütlemişlerdir. Hizmetçisi, Darius’un bineceği aygıra gece bir kısrağı yanaştırmış ve daha sonra aynı kısrağı yarışmacıların geçeceği yolun kenarına bağlamıştır. Darius’un bindiği aygır kısrağın kokusunu alınca, diğerlerinden önce kişnemiştir. Şüphesiz bu eylenceli çocuksu öykünün ne ölçüde doğru olduğu bilinmemektedir.)

Tarihci Rudi Thomsen’in yeni kanıtlarla ortaya attığı iddiaya göre, şeytani bir zekaya sahibolan Darius I’nin propoganda kampanyası tarihin babası Herodotos’u bile yanıltmıştır. Aslında, Pers ordusu Mısır’da iken Ekbatana’da tahtı gaspeden gerçekten Kambyses’in gerçek kardeşi Bardiya idi. Kambyses’in geriye meşru bir varis, bir oğlan çocuğu bırakmamasından yararlanan ve iktidarı almak isteyen Darius I, Kambyses’in kardeşini öldürttüğünü, tahta oturanın Semerdis adlı sahte bir kardeş olduğunu yaymıştır. Darius I’in propoganda kampanyasına göre, tahta oturmuş olan kişi bir Pers asılzadesi değil, köle konumundaki bir Mag rahibi idi. Med’ler ve bir Med aşireti olan Mag’lar Pers iktidarı ile alta düşmüşler, köleleşmişlerdi. Böyle bir propoganda ile Darius I, darbesini halka kabulettirmiş, meşrulaştırmıştır. Semerdis adlı kişi ve Mag’lar bu oyunda kurban olarak kullanılmışlardır. Ve bu satırları yazana göre aynı oyunla, dinin tekelini ellerinde tutarak halen güçlerini koruyabilen Mag’ların ezilmelerinin yolu da açılmıştır.

Darius I, ozamana dek görülmemiş mükemmellikte örgütlü ve merkezi bir imparatorluğun temellerini atmıştır- muhtemelen Mısır’da iken öğrendikleri O’na yardımcı olmuştur. Ülkeyi satraplık (bir çeşit valilik) adını alan 20 idari bölümlere ayırmıştır- bunlardan biri de Kürtlerin ataları sayılan Medler’in bölgesini içine alan Satraplık’tır. Darius I, yönetimi kolaylaştıran bu uygulamayı yaparken, ince düşünüp satraplıklara (vilayetlere) askeri güç oluşturma yetkisi vermemiştir- asker, merkezin, kendisinin denetiminde kalmıştır. İlk kez mükemmel bir posta teşkilatı oluşturmuştur. En önemlisi, dini, Zoroastrianism’i devletin denetimine alıp rahiplerin bağımsız güçlerini kırmıştır. Bu satırları yazana göre sözkonusu reformla Darius I, dinin tekelini elinde tutan Med aşireti Mag’ların gücünü kırmıştır özellikle. Zoroastrianism gibi bir Hint- Avrupai din olan Mithra dininden Semitik Yahudiliğe dek tüm dinlere büyük bir özgürlük sağlamıştır (Bu reformun gerisinde de muhtemelen dinsel temelde oluşabilecek güçlü bir muhalefeti engelleme, değişik inançları birbirleri ile dengeleme düşüncesi yatmaktadır.). Darius, diğer semitik kardeşleri ile arasında düşmanlık olan Yahudiliği özellikle korumuştur ve Yahudiler O’nu (Darius I’i) Mesias gibi görmüşlerdir. Darius I’in attığı temeller okadar güçlü olmuştur ki, kendisinden sonra yerine geçen oğlu paranoid Kyserkses’e, diğer yeteneksiz hükümdarlara ve iç kavgalara karşın imparatorluk 200 yıl yaşayabilmiştir.



TARIHTEKI BAZI KÜRT DEVLETLERI.


Alamut Ziyar´i devleti

Ziyar devleti 1011 yilinda Alamut devletinin kurucusu Hasan El Sabah tarafindan yikildi. Ziyar devleti, kürt Dailam asiretine mensup Ziyar´i oglu Merdavic tarafindan 930´da Kürt yurdunun kuzeyinde kuruldu. Egemenlik alani Taberistan ve Cürcan´i da icine alarak güneyde Isfahan´a, batida El Cezire ve Irak´a, kuzeyde Kafkaslar´a kadar uzaniyirdu. Dailam asireti, 9. yüzyilin sonlarina dogru, Abbasi halifeligi döneminde Müslüman oldu. Hazar Gölünün güneybati kesiminde yasayan bu asiret, büyük bir askeri güce sahipti. Varligini 141.yil sürdürebilen bu devlet, 8 hükümdar tarafindan yönetildi. Eski edebi eserler arasinda yer alan "Kábusname " bu dönemde, Ziyarlarin son emiri Keykawes´in amcasi tarafindan yazildi.


Hamdani devleti

Kürt Hamdani devleti 1039´da Arap Okayli devleti tarafindan yikildi. Hamdani devleti, Seyh El Dewle tarafindan 944 yilinda Halep bölgesinde kuruldu. Bu tarihe kadar Musul merkezi Büyük Hamdani devletinin bir parcasi´idi. Söz konusu tarihde bagimsizligini ilan eden Seyh el Dewle, Halep´i merkez secti. Yukari Mezopotamya ´yi hakimiyeti altina almaya calisan Bizans Kral Romans´la Urfa´da yapilan savasta zafer kazanan Seyh El Dewle , Suriye ve Yukari Mezopotamya´nin büyük bir egemen oldu. Bagimsizligini 95 yil koruyabilen bu devlet. Harput Kürt asiretlerinin saldirilari sonucu bir hayli zayifladi ve sonucta Araplar, bu devletin egemenligine son verdi. Bu devletin, sinirlari ve süresi icinde El Mutanabbi, Ebu Firaz ve El Farabi gibi önemli sair ve bilim adamlari yetisti.


Büveyhogullari devleti

Kürt Büveyhogullari devleti, 1050´de Selcuklu Sultani Tugrul Bey tarafindan yikildi. Büveyhogullari devleti 934 yilinda Ali Hasan ve Hüseyin Ahmet kardesler tarafinda Güneybati Iran´da kuruldu. Deylem Daglarinda yasayan Bercenkiaver Kürt asiretine mensup üc kardes kisa bir süre icinde devletin egemenlik alanini güneyde Isfahan- Siraz, kuzeyde ise Hamedan´akadar genislettiler. Babalari ebu Suce Büveyh´ten dolayi devleti "Büveyhogullari devleti" denildi. Abbasi Halifesi Halife Kahir Billah, bu devletin egemenligini tanimak zorunda kaldi. Sürekli ic ve dis catismalarla ugrastigi icin kültür ve sanat bu devlet sinirlari icinde fazla gelismedi. Yalniz Abudüd devletinin hükümdarligi sirasinda pek cok cami, hastane, imarathane, yollar ve kuyular yapildi. Mogol istilalari sirasinda bu bölgelerde her sey yakilip yikildigi icin bu devlet hakkinda daha ayrintili bilgi bulunmamaktadir.

Hasanveyh devleti

Son hükümdari Ebul Mansur´un ölümü ile icerden bir hayli zayiflanmis olan hasanveyh devleti 1121´de kendiliginden dagildi. Bu devletin hükümranlik dönemi toplam olarak 171 yil sürdü. Devlet, Barzikan- Baruni asireti lideri Hasanveyh bin Hüseyin tarafindan 959 yilinda kuruldu. Egemenlik sahasi Sehrezor, Dinaver, Hamedan ve Nihavend bölgeleriydi. Devletin baskenti, Bisulun Dagi´nin güneyine düsen Sermac sehri id. Hasanveyh´in 979 yilinda ölmesi üzerine, yerine oglu bedir gecti. Devletin sinirlari Bedir döneminde Ahvaz, Huristan, Berucerd ve Esadabad´in katilmasi ile genisledi. Bedir´e Abbasi halifesi tarafindan "Nasruddin" unvani verildi. Bedir 1015 yilinda öldïrülünce yerine oglu Hilal gecti. Hilal da ölünce yerini oglu Tahir aldi. Hasanveyh hanedanligi Tahir´in ölümü üzerine gücünü yitirdi. Baruni asiretinin basina Iyarlar gecti. Iyarlar dönemi 989 yilinda baslamak üzerine 130 yil sürdü.


Eyyubi hanedanligi devleti

Selahaddin Eyyubi´nn 4 Mart 1193´te Sam´da ölmezi üzerine Kürt Eyyubi Imparatorlugu ayni yil parcalandi. Eyyubi Imparatorlugu, Selahaddin Eyyubi tarafindan Mayis 1175´te kuruldu. Cik iyi bir dini ve askeri egitim alan Selahaddin, 1165 yilinda Misir´avezir secildi. Yönetimin cesitli kademelerine yakin akrabalarini yerlestiren Selahaddin Misir´daki durumunu saglamlastirdi. Fransiz ve Bizans ordularinin müsterek saldirilarina karsi büyük basarilar elde eden Selahaddin, Islam dünyasinda kendisini büyük sempati duyulan, tam anlami ile güclü bir vezir ve önder durumuna geldi. 10 Aralik 1171´de, varligini 200 yil sürdurmüs olan Misir Fatimi halifeligine son verdi. Kardesi Turan Sah yönetimdeki bir orduyla kisa bir süre icerisinde Hicaz, Yemen, Aden ve Mekke´yi aldi. Eyyubilerin buralardaki hakimiyeti 50 yildan fazla sürdü. Suriye Krali Nureddin´in 13 Mayiz 1174´te ölmesi üzerine Selahaddin bir ordu ile Suriye´yi dönerek orayida hakimiyeti altina aldi. Bagdat´taki Abbasi halifesi, Mayis 1174´te Selahaddin Eyyubi´nin kralligini kabul ederk fethettigi topraklardaki otorutesini tanidi. Musul sehrini de alarak Musul Atabeklerine son veren Selahaddin, ülkesinin sinirlarini Firat Nehri´ne kadar genisletti. Yukari Mezopotamya´daki kücük beylikleri de hakimiyeti altina alan Eyyubi Imparatorlugu´nun sinirlari doguda Dicle Nehri´ne, kuzeyde Ermenistan hudutlarina, güneyde Yemen´e, batida ise Tunus´a dayaniyordu. 1187´de ku¨dus sehrini Hiristiyanlarin elinden aldi ve bu, Islam dünyasinda ona büyük bir sayginlik kazandirdi. Islam´in Sünni ögretisiyle yetisen Selahhadin, kurdugu devletin resmi mezhebinin de Sünni oldugunu ilan etti. Dinde yaptigi reformlardan dolatyi, adi Yusuf iken, dini islah eden anlaminda "Selahhadin " olarak degistirildi. Eyyubiler döneminde pek cok Kürt yazar, sair, bilim adami ve aydin yetisti. Izzeddin Ali, Mecdeddin Ebu saadet, Ibnul Esir el Cezeri ( Nasrullah ) bunlardan birkacidir.

Alamut devleti

Alamut Kürt devleti Mogol Hükümdari Hulagu Han tarafindan 1256´da yikilarak ortadan kaldirildi. Alamut dvleti Hasan El Sabah tarafindan 1011´de kuruldu. Hasan El Sabah, Ismailiye mezhebi dini ögretisi temelinde güclü bir örgütlenme yaratip, Kürt asiretlerini harekete gecirecek bir ic ayaklamayla Ziyar devletine son verdikten sonra, ayni topraklarda dini esaslara dayali bu devleti kurdu. Bagimsiz varligini 179 yil sürdüren bu devlet, 8 hükümdar tarafindan yönetildi. Devletin son hükümdari olan Hür Sah, Mogollar tarafindan idam edildi. 1124 yilinda ölen, etkileyici dini ilder ve basarili bir devlet yöneticisi olan Hasan El Sbah icin Marko Polo söyle diyor: " Bu kisi yüksek daglik bölgede bir sevgi cenneti kurdu. Cok zengin bir hazineye sahip idi. Kurmus oldugu bu cnnet nedeniyle Islamiyet icerisinde kisa zamanda genis bir taraftar kitlesi buldu. Islam ülkelerinin her tarafindan binlerce genc, bu cennete girmek icin akin ediyordu."

Gor devleti

Harzemsahlar 1214´te Kürt Gor devletinin baskenti Firuzkuk´u ele gecirerek bu devletin egemenligine son verdiler. Gor devleti, Seyfuddin Suri tarafindan 1148 yilinda Kuzeydogu Iran´da kuruldu. 1148´e kadar Selcuklu devletine bagli bir beylik olarak varligini sürdüren Kürt Gor asireti, Seyfuddin Suri´nin beyligin basina gecmesi ile bu tarihte bagimsizligini ilan etti. Suri, devlet sinirlerini kisa bir süre icinde genisletti. Selcuklular ve Oguzlarla sürekli catisma halinde bulunan Gor hükümdari Giyasuddin, büyük bir saldiri baslatarak (1173) kademeli olarak Gazne, Herat, Multan, Uccah, Siudi, Esaver, Debut ve Lahor sehirlerini aldi ve Gazneli sultan Mahmud hanedanligindan arta kalanlari tamamen artadan kaldirip kardesi Muiziddin´i Gaznelilerin varsi ilan etti. Muiziddin 1192´de Kuzey Hindistan ve Bengal´i fethetti. Kutbeddin, Aybek adli kumandanini Delhi´ye genel vali tayin etti. Giyasuddin´in 1202´de Sultan Muiziddin´in bir suikast sonucu 1206´da ölmesi üzerine devlet yönetimi zayifladi, hanedanlik parcalandi. Hükümdar Giyasuddin Mahmud´un da 1212´de öldürulmesinden sonra yerine gecen oglu Bahaüddin, yogun saldirilara fazla direnemedi. Gor devletinin egemenliginde bulunan bircok sehir, bölgenin ticaret merkezleri sayiliyordu. Hükümdar Giyasuddin´in Herat´ta yaptirdii Esler Camii, Islam mimari eserlerinde yeniligi temsil etti. Kutbeddin´nin Delhi´de yaptirdigi Cuma Camii ilk Islami eser özelligini tasir

TARIHTE GUTILER

Zagros daglari ve Asagi Zap nehrinin kiyilarinda yasayan ve bu günkü Kürtlerin atalarindan biri olan Gutiler, M.Ô. 2700 yillarinda müstakil bir devlet kurar, Mezopotamya ve cevresindeki verimli top-raklara yerlesirler.

Mezopotamya kuzeyindeki Akad memleketlerini MÔ. 2649 yillarinda isgal edip tam iki asra yakin, Sümer ve Akadlari idare eden Gutiler, MÔ. 2400 yillarinda Lololarla birleserek güclü bir devlet kurar ve büyük bir medeniyeti gelistirirler. Tekrar Akatlara karsi yenik düsen Gotiler eki vatanlari olan Zagros daglarina cekilmek zorunda kalirlar ancak M.Ô. 2700 yillarin Asur Imparatoru 1.Salmanasarla kanli bir savasa giren Gotiler tarihi bir direnis ve basari gösterdiler.

Kürt ve Kürdistan Tarihi 1-90



LOLLOLAR KIMDIR ?

Lololar, eski tarihte Süleymaniye bölgesinde oturan büyük zagros halk toplulugundan biridir. Bu günkü Kürtlerin atalarindan olan lollolar, tarihin degis dönemlerinde, devletler kurmus, bagimsizlik ve özgürlüklerini sürdürmüs, ilim, sanat ve kültürde hayli ilerlemis, vatanlarini korumak icin komsulari olan Asur ve akatlarla bir cok savaslara girmislerdir. Zehave b¨¨olgesinde kesf edilen milattan önce 2800yillarinda Lolo kraligi dönemine ait olan bir antik levhaya göre Halman (bu günkü Hilvan) bölesiyle Zehave bölgesi o dönemlerde lollo kraligina bagliydi. Lololarin devleti, Süleymaniye, Sêxan, Zehav, Sehrizor ve Kerküke kadar genis bir sinir vardi. Devletin baskenti Zimri sehriydi.

Dogu Tarihi 186 / Kürdistan Tarihi-2/83



LOLLO DEVLETI

Lollolarin kurduklari devlet, yaklasik bin yil devam ettikten sonra milattan 18.yüzyilda Akad krali Naram-sin´in saldirisina ugrar ve Akatlarin yönetimine gecer. Gotilerin Akat topraklarini isgal hareketi sirasinda, lollolar, tekrar bagimsizliklarini kavusurlar ve Gotilerle iyi dostluk iliskilerini kurarlar. Milattan önce 10. yüzyilda Asurlarin saldirilarina maruz kalan Lollo krali (Amixa) Süleymaniye yakininda bulunan "Pirmigro" kalesine kacmak zorunda kalir ve baskent Zimri kenti, Asurilerin denetimine girer. Sonra Asurlarin kendi aralarindaki anlasmazliklarindan ötürü Lollo bölgesi bir cok huzursuzluk, baskaldiri ve kavgalara sahne olur. Bu durum Asur hükümetin yikilis ve Med Imparatorlugunun kurulusuna kadar devam eder.

Kurdistan tarihi cilt -1 /85



SEDDADI KÛRT DEVLETI

Miladi 951 Hicri 340 yilinda Eran bölgesinde Kürt Seddadi ogullari tarafindan kurulan bu devlet, Islam döneminde kurulan Kürt devletlerinin en uzun ömürlüsü ve en kuvetlilerinden biridir. Nahcivan, Gence, Tiflis, Demirkapi, Karabag, Ani, Duvin gibi bölgenin büyük kentlerini icine alan bu devletin sinirlari bir ara Malatyaya kadar uzanir. O tarihte güneyinde Mervani Kürt devleti de vardi.
Azarbaycan hükümdari Salarmerzubanin esir düsmesi üzerine bölgede bagimsizlik ilan eden Seddadin oglu Muhammedin Gence kentinde tahta oturmasiyla kurulan ve on dört kürt hükümdari tarafindan yönetilen bu devlet, her ne kadar Selcuklu sultani Meliksahin bölgeye 1075 yilinda girmeyisle sona ermissede bölgenin bazi yöreleri Gence kenti gibi miladi 1091 tarihine kadar bu süllalenin egemenligi altinda kalmistir.

Kürt ve Kürdistan tarihi cilt 2/94


MITANILER

Tarihci Spayirzere göre Mitaniler Ari irkina mensup ve Kürtlerin ecdatlarindan, Zagros toplulugunun bir bölümünü teskil eden Subarilerin bir koludur. Daha dogrusu yönetici tabakasinin adidir. M.Ô. 16. yüzyillarinda cok güclü ve otoriter bir hükümet kuran Mitaniler Süriye, Amuriye, Asur memleketiyle Kurdistanin Kerkük bölgesine kadar olan topraklara hüketmislerdir. Dönemin 4 büyük devletlerinden (Misir, Hayis, Kasi, Mitani) biri olan bu hükümetin baskenti Vassogani kentiydi. Mitanilerden Xanikalbat sülalesi Asuri memleketinin bir bölümünde Nusaybin kentinde müstakil bir hükümet kururlar. Sonra yavas yavas Asurilerin saldirilarina ugrayan Mitani hükümetleri kiral Asur Nasir Pal döneminde temamen Asurilerin eline gecer ve sona erer

MERVANI KÜRT DEVLETI

Bu devletin kurucusu Hamidiyan kürt asiretinin reisi Dostik aganin oglu Bazdir, Baz, ilkin etrafina topladigi savascilarla Ercis sehrini ele gecirir, sonra sirayla Calderan, Malazgirt, Farkin, ve Diyarbakir´i denetimine alir, otoritesini yerlestirdikten sonra hicri 350 yilinda Diyarbakir merkezinde Mervani Kürt devletini kurar. Günden güne genisliyen bu devlet, Musula hüküm eden Hamidan ogullarina karsi girisilen savasta devlet baskani Baz´in bir at´tan baska bir at´aatlarken yere düsüp belinin kirilmasi ve dusmanin eline gecip sehit düsmesiyle, hicri 380 yilinda sona erer.

Ibnul esir el Kamil 7/443-1/13

KÜRT DILI .........

Boyunduruk altında tutulan, ulusal kurumlaşmaktan, dil, kültür, toplumsal ve tarihsel değerlerini araştırıp geliştirme olanaklarından yoksun bırakılan bir ulusun dili olduğundan, Kürt dili yeterince araştırılıp zenginlikleri ortaya çıkarılamamış , onu geliştirecek bilimsel kurum ve kuruluşlar, özellikle ülkede yaratılamamış, araştırma alanında yeterli yetkin Kürt dilbilimcileri yetişemezken kendi olanak ve çabalarıyla ortaya çıkan tek tük aydınlar da her zaman boyundurukçu devletin tehdidi altında bulunmuşlardır.

Sözkonusu nedenlerle, Kürt dili üzerindeki araştırmalar, Kürtler bakımından Irak Kürdistanı´ndaki istisna durumu saymazsak, bu tek tük aydınların daha çok da yurt dışında yaratmaya çalıştıkları sınırlı olanaklarla yetinmek zorunda kalmıştır. Irak Kürdistanı´ndaki kesintisiz ulusal mücadelenin yarattığı kültürel görece serbestlik ve ardından 1960´lardan sonra gelen sınırlı otonomi olanakları, bu parçada dilimiz üzerinde çalışan aydın sayısının ve araştırma kurumunun bir dereceye kadar daha fazla olmasını beraberinde getirdiğinden, bu parçada göze çarpan değerli çalışmalardan bahsedilebilir. Bunun ötesinde, Kürt dili üzerine yazılanlar, yabancı kimi doğubilimci, dilbilimci, gezgin ve misyonerlerin eserleridir.

Ayrıca Kurdistan´ı boyunduruk altında tutan devletlerin ve Kürdistan üzerine bazı hesapları olan çevrelerin Kürt dili ve lehçeleri üzerine siyasi maksatlarla çıkardıkları araştırma denilen çalışmaları da belirtmek gerekir. Bunların amacı Kürt dili üzerine gerçekçi bilimsel araştırmaları değil, siyasi amaçlarına hizmet edecek yalan yanlış idiaları yaygınlaştırmak olmuştur. Türk devleti, günümüze kadar Kürt ulusunun varlığını inkar ettiğinden, sözkonusu çalışmalar aracılığıyla Kürtleri, Orta Asya kökenli Türk soylarının bir parçası olarak göstermeye kalkışmış, Kürtçe´nin de Türk ırkından gelen bir topluluğun(Dağlı Türklerin) asimilasyon sonucu konuştuğu Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı birkaç bin kelimelik yapmacık bir dil olduğunu öne sürmüştür. Bir yandan bunu yaparken diğer yandan da Kürt ulusunu bölmek için örneğin Zazaca´nın Kürtçe´nin bir lehçesi olmadığı, ama hem Zazaca hem de Kurmancca konuşanların, Türklerin birer kolu oldukları saçmalıklarına bile başvurmuştur. Türk iktidarları özellikle son zamanlarda, Kürt ulusunun ve Kürtçe´nin artık inkar edilemediği günümüzde, Zazaca´nın Kürtçe olmadığını iddia eden çevrelere alttan alta destek vermekte, bu tür iddiaların yaygınlaşmasına yardımcı olmaktadır.

Zazaca´nın Kürtçenin bir lehçesi olmadığını günümüzde siyasi maksatlarla öne süren çevrelerden bazıları da kimi Ermeni milliyetçi ideologlarıdır. Büyük Ermenistan iddialarına sarılan bu çevreler Kürdistan´ın kuzey ve batı kesimlerini de bu Ermenistan´ın sınırları içinde saymaktadırlar. Buralarda Ermeni nüfusunun olmadığı bilincinden hareketle Zazaları, özellikle de Dersim´in Alevi Zazalarını köken itibariyle Ermeni göstermeye kalkışmakta ve bu maksatla da Zazacayı diğer Kürt lehçelerinden uzak tutmaya, Ermenice´ye yaklaştırmaya çalışan gülünç tezler üretmektedirler. Bu çevrelerin de Zazaların Kürt olmadığını öne süren kimi çevreleri destekledikleri görülmektedir. Ilginç olanı, Ermenilerle Türklerin destek verdikleri çevrelerin aynı olmasıdır.

Fars iktidarları ve onların paralı ideologları da çabalarını, Kürtçe´nin bağımsız bir dil olmadığı, Farsça´nın lehçelerinden biri olduğu, Kürtlerin de Fars ulusunun bir parçası olduğu iddialarını yaygınlaştırmaya sarfetmişlerdir.

Siyasal iktidarlar ve onların özel maksatlı kurum ve kişileri dışında kimi yabancı dilbilimci, gezgin ya da misyoner de bazan ülkelerinin çıkarlarını gözeten siyasi maksatlarla, bazen de aşırı yüzeysel gözlem ya da araştırmalar neticesinde yanılgıyla Kürtçe´nin bağımsız bir dil olmadığını, eski ya da yeni Farsça´nın bir lehçesi olduğunu öne sürmüşlerdir. Kürt dili konusunda bu tür bilinçli çarpıtma ya da yanılgıları öne sürenlerin sayısı bir-iki kişiyi geçmezken Kürt lehçeleri üzerinde hayli farklı görüşler ileri sürenlerin sayısı da az sayılmaz.

Diğer yandan bir gerçeği kabul etmek gerekir ki iyi niyetli bilimsel amaçlı araştırmalar da oldukça az olmalarının yanısıra Kürt dili ve lehçeleri konusunda birbiriyle çelişen görüşler öne sürmüşlerdir. Bu alanda da belirsizliklere rastlanmaktadır. Bütün zorluk, belirsizlik ve eksikliklere rağmen Kürt dilinin ses, sözcük ve cümle yapısı üzerinde yapılan araştırmalar, Kürt dilinin uzun tarihsel bir dönemden beri süregelen özgün bir gelişme sürecine sahip bağımsız bir dil olduğunu kanıtlamış ve dilbilimi alanında bu gerçek kendini kabul ettirmiştir.

Buna göre, Kürtçe; Hint-Avrupa dil ailesinin Hindu-Irani kolunda Irani bir dildir ve onun kuzey-batı Irani grubundandır. Bilindiği gibi, dilbilimciler, dünya dilleri üzerinde çeşitli yönlerden yaptıkları araştırmalar sonucunda bu dilleri başta köken olmak üzere değişik bakımlardan birbirlerine olan yakınlık ya da uzaklıklarına göre ayırmış, başka dillere göre kimi dilleri birbirlerine yakın bularak onları aynı dil ailesi içinde saymışlardır. Dünya dilleri şu dil ailelerine ayrılırlar:

1) Hint-Avrupa Dilleri Ailesi
2) Sami Dilleri Ailesi: Arapça, Ibranice, Akatça gibi dilleri içine alır.
3) Bantu Dilleri Ailesi: Güney ve orta Afrika bölgelerindeki kimi dilleri içerir.
4) çin Dilleri Ailesi: çin ve Tibet dillerini içine alır.
5) Ural-Altay Dilleri Ailesi: Bu dil ailesine Fince, Macarca, Estonca, Uygurca, Samuyetçe, Türkçe, Moğolca ve Mançuca girer.

Kürtçe´nin içinde yeraldığı Hint-Avrupa dilleri ailesi, Asya ve Avrupa kolu olarak ikiye ayrılır. Bu dil ailesinin Avrupa kolu da Cermen dilleri, Roman dilleri ve Slav dilleri olmak üzere üçe ayrılır.

Cermen dilleri koluna, Isveççe, Norveççe, Danimarkaca ve Islandaca gibi Iskandinav dilleri ile Felemenkçe, Almanca ve Ingilizce girer.
Roman dilleri, Portekizce, Ispanyolca, Fransızca, Italyanca ve Romenceden oluşur.
Slav dilleri koluna ise Rusça, Ukraynaca, Bulgarca, Sırpça ve Lehce(Polish) girer.
Ayrıca Yunanca, Arnavutça, Litvanca, Keltçe ve Baskça da Hint-Avrupa dil ailesinin Avrupa koluna girerler.
Hint-Avrupa dilleri ailesinin Asya kolunda ise Hint-Iran dilleri bulunur. Hint-Iran dilleri Hint ve Iran kollarına ayrılır.
Hint kolu, Sanskritçe, Sindce, Urduca, bugünkü Hintçe, Biharca, Bengalce, Marasça, Kuçuraca, Pencapça ve Senegalce´yi içerir.
Iran koluna Eski Farsça(ondan da Orta Farsça veya Pehlevice, Orta Farsça´dan da Yeni Farsça), Avestaca, Sogdca, Belucca, Peştuca, Osetçe ve Kürtçe gibi diller girer.
Irani diller, gramer yapıları bakımından kuzey, batı, güney ve doğu grubu diye dörde ayrılır. Kürtçe, kuzey-batı Irani grupta iken Farsça güney-batı grubunda yeralır.

Dünya dilleri ayrıca yapıları bakımından üçe ayrılırlar:

1) Tek heceli diller: çin ve Tibet dilleri bu gruptandır.
2) Eklemli diller: Türkçe, Fince ve Macarca gibi diller bu gruba girerler.
3) Bükümlü diller: Hint-Avrupa ve Sami dilleri bu gruba girerler. Bu sınıflandırmaya göre Kürtçe bükümlü diller grubuna girer.



Kürtçenin coğrafi dağılımı

Kürtlerin üzerinde yaşadıkları coğrafi alanla ilgili olarak Bitlis Beyi, tanınmış Kürt tarihçisi Şeref Han, Şerefname adlı yapıtında şu bilgiyi verir:

"Kürtlerin memleketinin sınırları, Okyanus´tan ayrılan Hürmüz Denizi(Basra Körfezi M. E. B.) kıyısından başlar; bir doğru çizgi üzerinde oradan Malat-ya ve Maraş illerinin nihayetine kadar uzanır. Böylece bu çizginin kuzey tarafını Fars, Acem Irakı, Azerbaycan, Küçük Ermenistan ve Büyük Ermenistan teşkil eder. Güneyine ise Arap Irakı, Musul ve Diyarbekir düşer. Bununla birlikte, bu insanlatrın soyundan birçok halk ve kabile, doğudan batıya kadar birçok ülkede yayılmışlardır.."

Günümüzde Kürtçe, önasya´da, Anadolu, Kafkasya, Fars ve Arap toprakları arasında kalan alanda konuşulur. Bu dile batıda Türkçe, kuzeyde Ermenice, kuzey-doğuda Azerice, doğuda Farsça ve güneyde Arapça komşuluk eder. Kürdistan toprakları, günümüzde parçalanarak Iran, Irak, Suriye ve Türkiye devletlerinin sınırları içine alınmıştır. Bu durumda Iran´ın batı ve güney-batısı, Irak´ın baştan başa kuzeyi ve kuzeydoğusu, Suriye´nin kuzeyi ve Türkiye´nin doğu ile güney-doğusu Kürtçenin anavatanıdır. Kürtçe konuşan topluluklar ayrıca Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Pakistan(Pakistan Belucistan´ı), Afganistan, Hindistan, Lübnan gibi ülkelerde bulunurlar. Horasan, Tahran, Bağdat, Şam, Ankara, Istanbul, Konya, Izmir gibi başkent ya da büyük kentlerde de Kürtçe konuşan yoğun bir nüfusa rastlanır. Sözkonusu ülke, başkent ya da metropollere bazı Kürtlerin yerleşmesinin tarihi yüzyıllar öncesine dayanırken bir bölümü de içinde bulunduğumuz yüzyılın özellikle de son onyılların zorunlu göç ve sürgünlerinin sonucudur. Bu anlamda Avrupa ülkeleri, Amerika ve Avusturalya´da da toplam yarım milyona varan bir Kürt nüfustan sözedilebilir.

Kürtçe´nin konuşulduğu anavatan topraklarının sınırlarını belirlemek istersek şöyle bir tablo çizilebilir: Kuzeyde Ermenistan´da Leninakan´dan başlayarak batıya doğru Kars, Erzurum, Erzincan illeri ile Sivas ilinin doğu yakası ve Kayseri´nin Sarız kazasını, Kahraman Maraş´ı, Hatay ilinin Kırıkhan ilçesini içine alacak biçimde uzanır, Türkiye-Suriye devlet sınırını aşarak Haleb´in kuzeyindeki Afrin(çiyayê Kurmênc-Kürt Dağı) bölgesine varır. Afrini içine alarak doğuya doğru Kobanî(Ayn Arab), Serê Kaniyê(Rasulayn), Dirbêsiyê, Amûd ve Kamışlıya uzanır. Suriye sınırları içindeki Cizre yöresini içine aldıktan sonra Dicle nehri boyunca güneye iner, Musul bölgesini; Sincar dağlarını, Hemrîn sıradağlarının güney eteklerini içine alarak güneyde Irak sınırları içinde Tikrit bölgesine kadar varır. Oradan Mendeli´yi, Piştkêw dağını içine alarak Iran´da güneydeki Piştkêw, Pêşkêw, Balagrêwe, Baxtiyarî, Kahgêlû ve Mamesanî yörelerinden oluşan Loristan´ın güneyine dek uzanır. Kuzeyden, doğu yakası boyunca güneye inerken sınırlar, Aras nehrinin doğu yakasını, Iran´da Maku ve Xoy´u, Urmiye Gölü´nün batı ve güney kıyılarını, Merexe´nin kuzeyine düşen Sehend Dağı´nı içine alır. Oradan zikzaklı bir biçimde Ahmedawa, Mesîrabad, Bicar(kuzey-doğudaki son Kürt şehri) ve Hemedan´ın batısındaki Esedawa´nın köy ve kasabalarından geçer, Karêz, Ali çadder ve Isfahan´ın batısındaki Şar Kurd´a kadar gider, oradan güneye yönelir, Kûzeyrûn ve Hesar şehirlerine varır.

Kürtçenin lehçeleri

Oldukça yaygın bir alanda konuşulan Kürtçe, içinde pek çok lehçeyi barındırır. Kürtçenin lehçeleri üzerinde yazılan ve söylenenler birbirinden oldukça farklılık göstermektedir. Bu alanda farklı saptamalara ve içinden çıkılamaz karmaşık verilere rastlanmaktadır. çoğu kez lehçe, yöre, aşiret, din ve mezhep adları birbirine karıştırıldığı için lehçeler için her bir kaynakta başka bir isme rastlanabilmektedir. Bu yalnız araştırmacıların yapıtları açısından değil, bizzat Kürtler açısından da böyledir. Bir lehçeye o lehçeyi konuşanlar ve onların komşuları çoğu kez sözkonusu yöre, aşiret, din, beylik ya da mezhebin adını vermişler ve bunun sonucunda tek bir lehçe için farklı isimler ortaya çıkmıştır. örneğin kuzey Kürtçe lehçesinin adı, Iran Kürdistanı´nda Şikakî, Irak Kürdistanı´nda Bahdînî, Türkiye Kürdis-tanı´nda bu lehçeyi konuşanlar arasında Kurmancî, Zazalar(Dımıliler) arasında Kırdasî ya da Here-weredir. Güney Kürtçesinin adı Iran Kürdistanı´nda Mukrî, Kürdistanın Türkiye ve Suriye´nin egemenliği altındaki parçalarında ve Bahdînan bölgesinde Soranîdir. Zazaca olarak bilinen lehçe, bunu konuşanlar arasında kimi yörelerde Zazakî, kimi yörelerde Dimilkî, Kirdkî, Kirmanckî ya da Se-bêdir. Hewramanîye, Goranî, Kakeî, Hewramî, Maço ya da Kurdî adlarının verildiğine kaynaklarda rastlanır.

Kürtçenin lehçeleri arasında en büyük karmaşıklık Goranî, Lurrî ve Zazakî alanındadır. Kimileri bu üçünü bir lehçe sayarak onları Kürtçenin bir lehçesi olarak görürken, kimileri de ayrı bağımsız bir dil olduklarını iddia etmişlerdir. Her üçünü Kürtçenin ayrı bir lehçesi olarak görenlerin yanısıra ikincisini(Lurrîyi) Kürtçenin dışında kabul edenler de vardır. Büyük ve Küçük Lurr diye ayrılan Lurrî´nin Büyük Lurr kesimini Kürtçe olarak görmeyip(bunlardan Büyük Lurrî´yi Farsçanın bir Lehçesi olarak görenlerin yanısıra onu bağımsız bir dil olarak da görenler var) Küçük Lurr kesimini Kürt dilinin bir lehçesi sayanlar da vardır.

Lehçeler üzerinde yeterli araştırmaların yapılıp doğru sonuçların tüm boyutlarıyla çıkarıldığı söylenemez. Biz burada elimiz altında varolan kaynak ve belgeler çerçevesinde kimi görüşlere yer vererek gerçeğe en yakın bulduğumuz bir şemayı sunmaya çalışacağız.

Kürtçenin lehçeleri konusunda en eski kaynak Şeref Han´ın Şerefnamesi´dir. Şeref Han bu eserinde şöyle der:
"Kürt topluluk ve aşiretleri, dil, gelenek ve sosyal durumlar yönünden dört büyük kısma ayrılırlar:
Birinci kısım, Kurmanç
Ikinci kısım, Lor;
üçüncü kısım, Kelhur;
Dördüncü kısım, Goran."
Şeref Han´ın bu belirlemesini saymazsak, Kürtçenin lehçeleri üzerine araştırmalar, içinde bulunduğumuz yüzyılın ilk yarısına kadar esas olarak yabancılar tarafından yapılmıştır. Bu konuda tek istisna Mela Mehmûdê Ba-yezîdî´nin çarlık Rusyası´nın Erzurum konsolosu Aleksander Jaba için 1858´de hazırladığı ve Hekarî şivesi ile Rewendî şivesinin karşılaştırmalı bir sözlüğünü içeren broşürdür. Mela Mehmûdê Bayezîdî bu broşürün girişinde dilbilgisi kuralları bakımından bazı noktalara değinmeden önce Kürt dilinin de bölgesel ve aşiretsel farklılıklardan dolayı farklı lehçelere sahip olduğunu belirterek, " mesela, Van, Muş, Bayezid, Kars ahalisinin ve Iran ve Rusya´ya bağlı Kurmancların konuştukları dil ile Botan, Hekariyan, Hemedan, Simtî(?), Diyarbekir, Musul, ta Bağdat sınırına varıncaya dek (ki Süleymaniye, Şehrizur yöreleri ile Zerza, Mukrî, Bebe ve Bilbas taifelerinden oluşur) olan ahalinin konuştuklar dil arasında farklılıklar vardır." Mela Mehmûdê Bayezîdî bu çalışmada, Kürtçeyi Kurmancî olarak adlandırmakta, lehçe olarak da Botan, Hekarî ve Rewendî adlarına değinmekte, karşılaştırmalı sözlüğünü de Hekarî ve Rewendî şiveleri açısından vermektedir.

1836-1837 yıllarında Kürt dili ve etnografyası hakkında bir kaç makale yayınlayan G. Givrinli, Kürt dilini Yukarı ve Aşağı Kürtçe diye ikiye ayırmıştır. Yukarı Kürtçeyi, Mukrî, Hekarî, Şukakî ve Bayezîdî diye ayıran Givrinli Aşağı Kürtçeyi de Lurr, Gelhurr, Lekî ve Goranî diye ayırmıştır. Peter Lerch ise Forschungen über die Kurden und die iranischen Nordch”ldaer, Petersburg, 1857-1958 adlı çalışmasında Kürt dilini, Zaza, Kurmancî, Kelhurî, Gûranî ve Lurî diye beş lehçeye ayırır.

Kürt dili üzerine araştırma yapanlardan Oskar Mann Kürtçeyi, Batı, Doğu ve Güney Kürtçesi olmak üzere üçe ayırır. Zazacayı Goranca´nın bir lehçesi sayan Oskar Mann, Gorancayı da Kürt dilinin dışında sayar. Oskar Mann´dan sonra gelen yabancı kimi dilciler, Kürt dilinin lehçeleri üzerinde ayrıntılı yeni araştırmalar yapmaktan çok bizzat Oskar Mann´ın çalışmalarına dayanarak onun görüşlerini tekrarlamışlardır. örneğin, Oskar Mann´ın 1907 yılında yayınlanan Kurdish Persich Forschungen Mundarten Gûran besonders, Kandulai, Auramani und Badschalani adlı Goranca üzerindeki çalışmasını gözden geçirdikten, bazı açıklamalar ekleyip dipnotlarla da kimi konuları aydınlattıktan sonra yeniden yayınlayan Karl Hadank bunlardan biridir.

Gorancayı bağımsız bir dil olarak kabul eden Dr. Mac Kenzie, 1961 yılında Dil Derneği´nin yayınlanan yıllık raporunda yeralan "Kürt Dilinin Kökeni" adlı makalesinde, Kürtçeyi bile Orta Farsçanın lehçelerinden biri, The Dialect of Auraman(Hawramani-Luhon) adlı çalışmasında ise Hawramancayı, Kürtçe değil, Eski Farsçanın bir lehçesi saymıştır. Kürt dilini de iki lehçeye ayıran Dr. Mac Kenzie, bunları Yukarı Kurmancca ve Aşağı Kurmancca diye adlandırmış, aşağı Kurmanccaya Süleymaniye, Hevlêr(Erbil), Rewandiz ve Xoşnaw yörelerinde konuşulan Kürtçeyi dahil ederek Süleymaniye ağzını bunların temeli saymıştır. Akre ve Surçi ağızlarını da, Akre, Surçi, Amediye, Yukarı Berwar, Gullî, Zaxo va Şêxan yörelerinde konuşulan Kürtçenin esası olarak kabul etmiştir.

E. B. Soane, Grammar of Kurmanji or Kurdish Language, (London, Luzak and Company, 1913) adlı eserinde Kürt dilini üç lehçeye ayırarak ilk ikisine Kürtçenin temel lehçeleri demiştir. Soane´nin ayırımı şöyledir:
a)Yukarı Kurmancca
b) Aşağı Kurmancca
c) Lurce, Zazaca, ve birbirlerine yakın olmalarına rağmen Hewramî ile Goranca.

Türk sosyologu Diyarbakır´lı Ziya Gökalp, aşiretleri iskan etme projesinde yararlanmak üzere Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin istemi üzerine 1922´de hazırladığı, 1975´te Komal Yayınevi, 1992´de de Sosyal Yayınları tarafından Türkiye´de yayınlanan Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı eserinde, Kürtleri Kurmanc, Zaza, Soran, Gûran(Goran) ve Lur olmak üzere beş kavme ayırmakta, henüz tahkik etmediğini söylemekle beraber, Gûran ve Zaza lisanlarının birbirlerine yakın olduğunu yazmaktadır. Aynı raporunun ilk değerlendirmesinde, Bahtiyari lisanının Sorancaya, Kalhur lisanının Gûrancaya ilhakını mümkün gören Ziya Gökalp sonradan bunu tashih ederek "Bahtiyari lisanının Lurcaya, Kalhur lisanının Sorancaya mensup olduğu Şerefname´nin şahadetiyle anlaşılıyor" diye yazmaktadır. Ilk çalışmasında"Gûran, Bahtiyari, Kalhur lisanlarını ayırırsak elimizde istiklalleri malûm olmak üzere dört lisan kalır: Kurmanc, Zaza, Soran, Lur" diyen Ziya Gökalp sonraki tashih yazısında "Gûranca, Zazaca, Dünbüli lisanları aynı lisanın isimleri olduğu gibi, Kalhur, Baban, Soran isimleri de aynı lisanın muhtelif adlarından ibarettir. Bahtiyarî ve Lûr isimleri de yine aynı lisanı gösterir. Isimlerdeki bu taadüdün sebebi Kürt kavimlerinin muayyen isimlerinin olmamasındandır... O halde Kürtlerin bir kavim olmayıp dört kavim oldukları ve binaenaleyh Kürtçenin de birbirlerinin mensupları tarafından katiyen anlaşılmayan dört muhtelif lisana alem olduğu anlaşılıyor. Bu dört lisan şunlardır: Kurmanc lisanı, Zaza lisanı(Gûranca, Dünbüli), Soran lisanı(Baban, Kalhur), Lûr lisanı(Bahtiyarî, Fîlî[Fêlî], Lek)" sonucuna varmaktadır.

Ziya Gökalp, sözkonusu çalışmasında, "Bu dört lisanın sahipleri birbirlerinin dillerini anlamazlar. Sarf, nahiv, lûgat itibariyle aralarında büyük farklar vardır. Binaenaleyh aradaki farklar lehçe farkları değil, lisan farklarıdır. Bu dört dilin her biri, lisaniyat itibariyle müstakil bir lisandır. Her biri müteadit lehçelerden de mürekeptir.

Bununla beraber bu dört lisan birbirine tamamiyle yabancı da değildir. Hepsi ´Kürdî-i Kadim´ namı verilebilen eski bir Kürtçenin müştaklarıdır. Neo-Latin lisanlariyle Latince arasında ne gibi rabıtalar varsa, Kürdî-i Kadim ile bu yeni Kürtçeler arasında da o rabıtalar vardır" diye yazmaktadır.

Araştırmaları esas olarak Kurmanc aşiretiyle ilgili olan Ziya Gökalp Kurmanccanın "lehçeleri"ne de değinmektedir:"Kurmanc lisanının kaç lehçeye ayrıldığı henüz ilmi bir tetkikle meydana çıkarılmamıştır. Yalnız Ahmed-i Hani Mem û Zin adlı kitabında kullandığı lehçelerden bahseder-ken aşağıdaki beyitte üç lehçenin isimlerini sayıyor.

Bohtî û Mehmedî û Silîvî
Hin la´l û hinik ji zêr û zîvî
Manası: [Kullandığım kelimeler] Bohtî, Mehmedî, Silîvî lehçelerine mensuptur. Bazısı la´l, bazısı altın, bazısı da gümüştür." Buradan hareketle Ziya Gökalp de Kurmanccayı Bohtî, Mehmedî ve Silîvî diye üçe ayırarak bu lehçelerin konuşulduğu yöreleri ve konuşan aşiretleri saymaktadır.

Kürt bilgini Tewfîq Wehbî, Kürt dilinin lehçeleri konusunda Soane ile aynı görüşleri paylaşmaktadır.

Tanınmış yazar Alaeddîn Seccadî, Destûr û Ferhengî Zimanî Kurdî, Erebî û Farisî adlı eserinde "Kürt dilinde iki büyük lehçe bulunur" diye belirttikten sonra şöyle der:" Bugün ´Bahdînan´ lehçesi denen ´Botan´ lehçesi. Türkiye ve Suriye Kürtleri ile Musul ilçelerinin Kürtleri bu lehçeyle konuşurlar. Ikinci olarak da bugün ´Soran´ lehçesi denen ´Mukri´ lehçesi ki diğer Kürtler yani Irak´ın kuzeydoğusu ve doğusu ile Ardelan ve Mükriyan Kürtleri bu lehçeyi konuşurlar."

Kürt dili ve edebiyatı üzerine değerli çalışmaları olan Dr. Kemal Fuad, Kürt dilini aşağıdaki ana lehçe ve şivelere ayırır:

1) Batı Kürtçesi(ki kimi buna Yukarı(kuzey) Kirmancca der)
a- Afrînî
b- Cizîrî ve Botanî
c- Sincarî
ç- Badînî
d- Hekarî
e- Şikakî

2) Doğu Kürtçesi(ki bazıları buna Aşağı(güney) Kurmanccası, bazıları da Orta(merkez) Kürtçesi derler)
a- Soranî
b- Silêmanî
c- Mukrî
ç- Sineyî

3) Güney Kürtçesi
a- Xaneqînî
b- Feylî
c- Kirmanşanî
ç- Lekî
d- Kulgayeyî
e- Kelhorî
f- Perewendî

4) Goran-Zaza Kürtçesi
a- Hewramanî
b- Kenûleyî
c- Gehwareyî
ç- Bacelanî
d- Zengeneyî

Kendisinin Güney Lehçesi dediği lehçeye kimilerinin Lurrî dediğini belirterek bunu eleştiren Dr. Kemal Fuad, sadece Büyük Loristan´da konuşulan lehçeleri Lurr olarak kabul etmekte ve bunları Kürtçenin lehçeleri arasında saymamaktadır. Başka kimi kaynaklarda Küçük Lurr olarak geçen ağızlara Lurr denmesini eleştiren Dr. Kemal Fuad bunları Güney Kürt lehçelerinin içinde saymaktadır.

Fuad Heme Xurşîd, Zimanî Kurdî, Dabeşbûnî Cografyayîy Dîyalêkte-kanîy(Kürt Dili ve Lehçelerinin Coğrafi Dağılımı) adlı çalışmasında Kürtçe lahçelerini şöyle sınıflandırır.

1) Kuzey Kurmanccası
a- Bayezîdî
b- Hekarî
c- Botanî
ç- Şemdînanî
d- Behdînanî
e- Batı diyalekti

2) Orta Kurmanccası
a- Mukrî
b- Soranî
c- Erdelanî
ç- Silêmanî
d- Germiyanî

3) Güney Kurmanccası
a- Asıl Lurr
b- Bextiyarî
c- Mamesanî
ç- Gohgilo
d- Lek
e- Kelhurr

4) Goran
a- Asıl Goranî
b- Hewramanî
c- Bacelanî
ç- Zazaca

Fuad Heme Xurşîd, hem Büyük hem de Küçük Lurrîyi Kürtçe olarak kabul ederek onları Güney Kurmanccası arasında saymıştır. Kürt dili lehçeleri ve özellikle de Hewramanca üzerine değerli araştırmaları olan Mehemed Emîn Hewramanî, Zarî Zimanî Kurdî Le Terazûyî Berawird da adlı çalışmasında Kürt lehçelerini şöyle sınıflandırır;

1- Yukarı Kirmancca(yanlışlıkla da olsa yaygınlaştığı için ya da Bahdînî),
2- Orta Kirmancca(yanlışlıkla da olsa yaygınlaştığı için ya da Soranca),
3) Aşağı Kirmancca(yanlışlıkla da olsa yaygınlaştığı için ya da Goranca). Sonra, Gorancayı da aşağıdaki şivelere ayırır:
a- Hewramanca
b- Lurrce
c- Bacelanca
ç- Zazaca

M. E. Hewramanî, Bacelanca´nın da Zengene ve Şebek´i içine aldığını kaydeder.

Kürt dili üzerine özellikle de Zazaca konusunda değerli çalışmaları olan Kürt yazar ve dilbilimcisi Malmîsanij, Kürtçeyi beş ana lehçeye ayırarak şöyle sıralar:

1- Kuzey Kürtçesi veya Kurmanci lehçesi
2- Merkezi Kürdistan´da konuşulan Kırmanci Lehçesi: Bu lehçeye zaman zaman Güney Kürtçesi(Kirmancî Xwarû) veya yanlış olarak "Soranî" de denir.
3- Kirdkî, Kirmanckî(Kirmancî), Zazakî veya Dimilî(Dimilkî) adlarıyla bilinen lehçe. (Malmîsanij burada Zazacanın en belirgin iki şivesi o-larak Dersim şivesi ile çewlîg-Dîyarbekir-Sêwreg şivesini sayar.)
4- Gorani lehçesi: Hewramî lehçesi olarak da adlandırılan bu lehçe Kirdkî(Zazakî, Dimilkî) lehçesine yakın bir lehçe olup Iran ve Irak Kürdistanı´nda az sayıda Kürt tarafından konuşulur.
5- Güney Kürdistan´da konuşulan diğer Kürt lehçeleri grubu: Bu grubun Kermanşahî, Lekkî, Lurrî, Sencabî ve Kelhurî gibi değişik adlarla anılan kolları vardır ki bunlar Iran ve Irak sınırları içinde bulunan Kürtlerin bir bölümünce konuşulur.

Mehemed Emîn Hewramanî, Zarî Zimanî Kurdî le Terazûyî Berawird da adlı çalışmasında Oskar Mann´ın daha önce değindiğimiz ve sonraları Karl Hadank tarafından yeniden yayımlanan eserinde, Goranca lehçelerinin asağıdaki biçimde tespit edildiğini belirtir:
"Hewramanca(Auramani)
Kendulece(K”ndulei)
Bacelanca(Baj”lani)
Bêwenijce(Biw”niji)
Gehweraca(G”hwarai)
Rejawca(Rijabi)
Seyyidce(S”yyidi)
Zerdece(Z”rdai)"

Minorski´nin aynı Goran lehçelerini tekrarladığını, fakat Bewenijce, Gehweraca ve Rejawca´nın yerine Gelhur, Lek, Feyli ve Kakeyiceyi getirdiğini belirten M. E. Hewramanî, " bu aslında aşiret, din ve dilleri bir tür birbirine karıştırmadır"(23) diye yazar. Emin Zeki Bey´in de, Xulasetu Tarixu´l Kurd we Kurdistan adlı eserinde Hewramanî lehçesini Tacikçe bir dil olarak gördüğünü belirten ve kendisi de Hewramanlı olan M. E. Hewramanî, onun bu görüşüne herhangi bir kanıt getirmediğini, anlaşıldığı kadarıyla Minorski´nin görüşlerini aktardığını yazar.

Süleymaniye üniversitesi öğretim üyesi Dr. Izzedin Mustafa Resul, Zimanî Yekgirtûyî Edebîy Kurdî(Kürtçenin Ortak Edebiyat Dili) adlı eserinde Hewramancayı Kürt lehçelerinden biri sayar.

Mehemed Merduxî, Kürt lehçeleri konusunda Şeref Han´ın görüşlerini paylaşarak bunları Kırmanc, Goran, Lurr, ve Gelhurr diye dörde ayırır.

Tewfîq Wehbî ile Edmonds, A Kurdish Dictionary , (Tawfiq Wahby & Edmonds, Oxford at the Clarendon press, 1966) adlı sözlük çalışmalarında Hewramani Kürtçesi sözcüklerini de Kürtçe sözcükler arasına katmışlardır. Ayrıca Tewfîq Wehbî, Dr. Mac Kenzie´nin 1961´de yayınlanan makalesine cevap niteliğinde yazdığı bir makalede, Hewramanca Kürtçesinin Kürt dilinin eski lehçelerinden olduğunu vurgulamıştır.

Profesör Qanatê Kurdo, Haletekanî Cins û Bînayî Berkar Le Zaza da (ZaZacada Erillik-Dişillik ve Nesne) adlı makalede, karşılaştırmak suretiyle Zazaca ve Yukarı Kirmanc lehçelerinin aynı dil olduğunu aydınlat-mıştır.

Major Soane, Kurdish Grammar (Kürtçe Gramer) adlı yapıtında Zazacayı Kürtçenin lehçelerinden biri saymıştır.(25) Kürt dili konusundaki görüşlerde kendini en çok Oskar Mann´a yakın bulan Dr. Kemal Fuad, başta Oskar Mann olmak üzere Goranca-Zazacayı Kürtçe saymayanların görüşlerini eleştirerek bunların Kürtçenin birer lehçeleri olduğunu belirtmektedir: "Oskar Mann´ın da aralarında olduğu kimi dilciler, Goran-Zaza grubu lehçelerini Kürtçe saymazlar.Bu alanda ben farklı düşünüyorum: Bu grubun lehçeleri, Kürtçenin diğer grup lehçeleriyle leksikoloji bakımından farklılıklar göstermekle beraber, bunlar da Kürtçe gibi kuzey-batı Iranî grubuna dahildirler. Coğrafik bakımdan da Kürdistan toprakları içine girerler. Ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkileri de diğer uluslara nazaran Kürtlerle daha güçlüdür. üstelik Gorancanın şivelerinden biri olan Hewramî uzun bir süre(16. yüzyıldan 20. yüzyıla dek)Kürdistan´ın geniş bir yöresinde(Doğu ve Güney Kürdistan´da) edebi dil olmuştur. Ulusal bakımdan da bunlar kendilerini Kürt olarak görmekteler."

Mehemed Emîn Hewramanî´ye göre de, varolan eski kaynaklar, Hewramanî Kürtçesinin eski bir dil olduğunu, sadece(132 Hicri yılında kurulan) Baba Ardelan Beyliği boyunca değil daha eski zamanlara giden ve Avesta dilinden dönüşen, din ve edebiyat dili olduğunu gösterirler. M. E. Hewramanî, şöyle yazar:
Şêx Se´dî[yê Şîrazî] bir beytinde şöyle der:

Geh be Tazî astînî ber men zened gûyed "te´al"
Geh be Kordî gûyedem "borê nişîne w nan were"

(Bazen el edip bana Arapça "te´al" der
Bazen de Kürtçe "borê nişîne w nan were" der. M. C.)

Bu beyitte geçen "borê nişîne w nan were" Hewraman lehçesiyledir ve "gel otur ekmek ye" anlamındadır. O dönemde(13. yüzyıl M.C.) Se´dî[yê Şîrazî] Hewramanca lehçesine Kürtçe demiştir.

Sultan Sehak´ın Ehli Hak taraftarları için manzum olarak söylenen Kürtçe Yaresan Ilahileri Hewramancadır. Meşhur Kürt şairi Xanayî Qubadî´nin kendisi Şirin ile Husrev destanını Kürtçe manzumlaştırmak istediğini söyler. Ona göre Kürtçe Farsça´dan eksik değil, ondan daha şirindir. Onun için şöyle der:

Ce lay aqilanê sahib eql û dîn
Dana buzurganê Kurdistan zemîn
Rast en mewaçan Farisî şeker en
Kurdî ce Farisî bel şîrînter en

......
Ce ´ersey dinyay dûn bedfercam
Be destûrê nezmê Nîzamî meqam
Be lefzê şîrînê Kurdistan temam
Pêş buwan meh´zûz baqî weselam.

(Akıl ve din sahibi akıllılarca
Kürdistan´ın büyük bilginlerince
Doğrudur, "Farsça şekerdir" denir
Fakat Kürtçe Farsçadan daha şirindir.

Bu aşağılık fani dünyada
Nizamî makamın manzum usulünce
Tümü Kürdistan´ın tatlı sözleriyle


Xanayî Qubadî Şirin ile Husrev destanını yazdığında, Hewramanca Kürt edebiyat dili olmasaydı ne bu lehçeyle yazar ne de ona Kürtçe derdi."

Ehli Hak´ın kutsal defterlerindeki ilahilerin söylenişi için iki lehçe kullanılmıştır. Defterler, Hewraman lehçesine, "Kurdî"(Kürtçe, bazen de "Kurdîyî Awramanî"(Hewramani Kürtçesi), Caf şivesine de "Cafî Awramanî(Hewraman Cafçası) demişlerdir. Bu bilgiyi veren derlemeci Abîdînî Caf(Abîdîn Başçawûş) sözkonusu ilahilerin sözlerinin ve dini kütüphanelerinde varolan yazıların 880 yıl öncesine dek gittiğini belirtir.

Vermeye çalıştığımız bilgiler ışığında, Büyük Lurr şiveleri dışında, Küçük Lurr de dahil Gorancanın bütün lehçeleri ile Zazaca lehçesinin Kürt dilinin lehçeleri arasında olduğu gerçeğini kabul etmek, Büyük Lurrlarla ilgili olarak da bu lehçenin tartışmalı olduğu gerçeğini gözönünde bulundurmak gerekir

Sonuç olarak Kürt dilinin lehçeleri, şiveleri ve coğrafik dağılımları ile ilgili olarak aşağıdaki veriler sunulabilir:

1- Kuzey Kürtçesi(ya da Kurmancî/Kirmancî)
Kuzey Kürt lehçesi, en geniş yayılma alanına sahip olan bir lehçedir. Kürdistan´daki yayılma alanı, doğudan bir hat çizilmeye başlanırsa, Urmiye Gölü´nün batı kıyısından başlayarak güneydoğuya doğru iner, Şino şehrinin kuzeyinden, Kêleşin vadisinden Iran-Irak sınırını geçer, Helgurd´e varıncaya dek uzar. Oradan Rewandiz nehrinin kuzey kıyıları boyunca ta Zêyî Badînan(Büyük Zap)´a varıncaya dek gider. Buradan da Dicle nehrine dökülünceye dek Zap´ı takipeder.(29) Urmiye Gölü´nden kuzeye doğru Kotur ve Xoyu içine alarak Aras nehrine kadar uzar, Kars, Erzurum, Muş, Bitlis´i içine alır Güneydoğu Toroslar´ın kimi zaman doğu yamaçlarını, kimi zaman da eteklerini boyluboyunca takip eder, Siirt il sınırlarını, Kozluk, Silvan, Kulp, Lice, Bismil kazalarını, Diyarbakır vilayet sınırlarını, Ergani´yi, Deşta Gewran ve Karacadağ yöresini içine alacak biçimde Siverek´in doğu, güney ve güneydoğu bölgesini, Hilvan kazasını, Gerger hariç Adıyamanı, Malatya´yı Maraş´ın kuzey, doğu ve güney yörelerini içererek Gavur Dağı´nın doruklarına kadar uzanır, Hatay´ın Kırıkhan ve Haleb´in Afrin ilçelerini içine alır. Oradan Dicle nehrinin Zap suyunu aldığı noktaya dek Kürtlerin yaşadıkları topraklarda Kuzey Kürtçesi(Kurmanci) konuşulur. Tunceli´nin Pertek ve Mazgirt kazalarında, Elazığ´ın Maden, Sivrice ve Palo dışındaki kazalarında, Bingöl´ün Karlıova kazasında ve Sivas´ın Kürtçe konuşulan yörelerinin çoğunluğunda da bu lehçe konuşulur. Bu lehçe ayrıca Lübnan, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan Kazakistan ve diğer Orta Asya cumhuriyetlerindeki Kürt nüfus tarafından, Horasan ve Konya Kürtleri ile Ankara Kürtlerinin bir bölümünce konuşulur.

Kuzey Kürtçesinin şiveleri şöyle sıralanabilir:
a- Batı Kurmanccası: Afrin bölgesinden başlayarak Antep, Kırıkhan, Maraş, Adıyaman ve Malatya Kürtleri ile Urfan´ın Suruç, Birecik ve Halfeti Kürtlerinin konuştukları şive. Genel olarak Fırat nehrinin batı yakası Kurmanclarının konuştuğu şive denebilir. b- Rewendî: Van Gölü´nün kuzeyinde kalan topraklardaki şive. Doğudan Şikak bölgesinden başlar, Aras nehrine kadar olan yerler, Kars, Ağrı, Erzu-rum, Van, Muş ve Erzincan Kurmanclarının konuştukları şivedir.

c- Şikakî: Urmiye gölü, Şemdinan ve Başkale arasındaki yörelerce konuşulur
ç- Hekarî: Şırnak´ın hemen güneyinden başlayarak Hakkari ili sınırları içindeki Kürtlerce konuşulur.
d- Botî: Suriye ve Türkiye sınırları içindeki Cizre Kürtlerinin, doğuda Zaxo´nun kuzeyinden başlayarak Şırnak´ın hemen güney ve batısından Eruh´u içine alacak biçimde Van Gölü´nün güneyine kadar uzanan, Bitlis´in doğu ve güney bölgelerini, Siirt´i, Batman çayı´na kadar olan yöreleriyle Batman´ı ve Mardin´in doğu yörelerini içine alan topraklardaki Kürtlerin konuştukları şive.
e- Bahdînî: Zaxo, Amadiye , Akre, Zêbar yöreleri ile Duhok Kürtlerinin konuştukları şive.
f- Sincarî: Sincar Dağı ve Şêxan yöresi Kürtlerinin konuştuğu şive.
g- Orta Kurmancca (ya da Silîvî-Kîkî-Milî) Diyarbakır ilinde, Mardin ilinin doğu yöresinin dışında kalan yörelerde, Urfa´nın Fırat´ın doğu yakasına kadar uzanan topraklarında kalan Kürtler ve Elazığ´ın doğu ve güney yörelerindeki Kurmanclarca konuşulan şive.

2- Merkez Kürtçesi (ya da Soranî)
Bu lehçenin sınırları Kurmanci lehçesi için belirttiğimiz güney sınırlarından başlar, güneye doğru Sîrwan çayı´na ve Xaneqîn´e varıncaya dek devam eder. Güneyde Hemrîn Dağları´nın güneyinden doğuya doğru döner ta Sehend dağına, Mesirabad, Bicar ve Esedawa´ya kadar uzanır. Güney sınırının eni de Melayir-Kirmanşah-Qesri Şirin-Xaneqin ana yoluna kadar varır.(30) a- Soranî: Zêbar yöresi hariç bugünkü Hewlêr vilayeti ve kazaları.

b- Silêmanî(ya da Babanî): Süleymaniye, Kerkük, Kifrî, Qeretepe, Tuz-Şiwan yöreleri ile Xaneqîn´in bazı köylerini içerir.
c- Mukrî: Şino, Nexede, Meraxe, Mîyandiwaw, Şahîndij, Saqiz, Bokan, Bane ve Serdeşt Kürtlerinin konuştuğu lehçe.
ç- Sineyî: Sine(Senendec), Bicar, Kengewer ve Rewanser ile Ciwanro´nun kuzey yörelerinde konuşulur.

3- Güney Kürtçesi
Kuzeyde Melayir-Kirmanşah-Qesri Şirin anayolundan başlayarak Kürdistan´ın güney sınırlarına kadar varan alanda konuşulur. Şiveleri aşağıdakilerdir:
a- Xaneqînî
b- Asıl Lurr( ya da Feyli)
c- Kirmanşanî
ç- Lekî
d- Kelhorî
e- Perewendî
f- Kulgayeyî

4- Goran Kürtçesi
Goran şivelerini konuşanlar, Bağdat-Kermanşah yolunun kuzeyindeki dağlık bölgede, Hewraman dağlarının doğu ve batı yakalarında, ayrıca Paweh ve Kendule yöresinde, Musul´un doğu ve kuzeyinde; Xazır çayının Zap Suyu´na döküldügü yörelerde yaşarlar.

"Goranların yaşadıkları coğrafi bölgeler, eski tarihlerde lehçelerinin oluşmaya başladığı dönemlerde, yukarıda belirttiğimiz bölgelerden çok daha geniş ve büyüktü. 18. yüzyılda üzerinde yaşadıkları toprakların bugün üzerinde yaşadıkları topraklardan geniş olduğu kuşkusuzdur. 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başlarında Süleymaniye Beyliği´nin çağdaş ve yeni bir biçimde ortaya çıkması, bir dereceye kadar Goranların üzerinde yaşadıkları toprakların daralıp küçülmesi hesabınaydı. Böylece Kürtçenin Güney Kurmancca lehçesi(Merkez Kürtçesi, Süleymaniye şivesi M. C.) Süleymaniye Beyliği´nin resmi dili olarak oluştu. 18. yüzyılın ardından gelen yıllarda adım adım Goran lehçesinin yerini daraltarak onun aleyhine gelişti.

Goran lehçesi, Baba Ardelan´ın 4. yüzyılda kurduğu Ardelan Beyliği döneminde yaygındı. Baba Ardelan, Moğolların harabettiği Şarezor´u yeni-den bayındır hale getirerek beyliğinin başkenti yaptı. Goranların Zagros´un doğusundan Şarezor´a doğru yayılmalarının bu olayla başlamış olduğu uzak bir ihtimal değil.

Kakeiler(Ehl-i Hak, Ali Ilahiler) Şarezor´u kutsal yerleri haline getirdiler. Gorancayı da dinlerinin dili yaptılar. O dönemde Şarezor´da şiir dili Goranca´ydı. Kakeilerin dinsel edebiyatları da şiirle başlamıştı. Bugüne kadar da bu, böyle kaldı.


Şunu da belirtmek gerekir ki Kerkük, Kifrî, Xaneqîn ve Sîrwan çayı yu-karısındaki aşiret ve oymaklar, örneğin; Zengene, Cebarî, Şiwan, Bîbanî, Talebanî ve diğerleri Goran aşiretlerindendi. Bunların yazılı klasik edebiyatları ve folklorları vardı ve Goran lehçesiyleydi. Fakat Süleymaniye Beyliği´nin gelişip güçlenmesiyle, Aşağı Kurmanc lehçesi yavaş yavaş bu yöreleri işgal etti."

a- Hewramanî: Sîrwan çayı´nın üst tarafına düşen Hewraman yöresi Kürtleri bu şiveyi konuşur. Hawraman dağlarının batı tarafı, Halebçe ve Pêncwîn arası yöredir, doğu yakası ise Sine ve Kermanşah´tır. Hewraman yöresi; Hewramanî Luhon, Hewramanî Dizlî, Hewramanî Text, Hewramanî Rezaw, Hewramanî Ciwanro ve Hewramanî Kenduleyî diye bölgelere ayrılır.

b- Bacelanî: Zengene ve Şebek´i içerir. Musul´un doğusundan Başvaye yörelerinden yayılarak Hamdaniye´nin kuzey ve güneyine ta Talabani ve Zengene yöresine, ayrıca Qeretû, Horên ve Şêxan´a dek dağılmışlardır. Bacelanîler Loristan´ın kuzeyindeki Zehaw yöresinde de yaşarlar.

c- Gehwareyî:

5- Zaza(Dimilkî, Kirmanckî ya da Kirdkî) Kürtçesi:

Türkiye´nin egemenliği altındaki Kürdistan topraklarının kuzeybatısında kuzeyde Erzurum ve Erzincan´dan güneyde Adıyaman´ın Gerger ilçesine, Güneydoğu Torosların doğu ve güney eteklerinden Sıvas´ın Zara kazasına kadar uzanan bir alanı kapsar. Adıyaman´ın Gerger ilçesinde, Urfa´nın Siverek kazasının içi ve kuzeyine düşen köylerinde, Diyarbakır´ın çermik, çüngüş, Piran ve Hani ilçeleri ile Lice, Hazro, çınar ve Kulp ilçelerinin bazı köylerinde, Siirt´in Kozluk, Sason ve Baykan ilçelerinin bazı köylerinde, Bitlis´in Mutki kazası ile bazı köylerinde, Muş´un Varto kazasının bazı köylerinde, Erzurum´un Hınıs ve Tekman kazalarının bazı köylerinde, Erzincan´ın içinde ve bazı köy ve kazalarında, Tercan´ın içi ve köylerinde, Sivas´ın Zara kazasının Beypınarı nahiyesi ile bazı köylerinde,Tunceli ili ile Pülümür, Nazimiye, Ovacık, Hozat ve çemişkezek kazalarında hemen tamamiyle, Elazığ´ın içi ile Maden ve Palo kazalarının tamamında. Karakoçan´ın yarıya yakın bölümünde, Bingöl ili ile Genç ve Kiği kazalarının tamamında, Solhan´ın çoğunluğunda ve Karlıova´nın az bir kesiminde Zaza lehçesi konuşulur. Diyarbakır´ın içinde de çoğunluk Kurmanc olmakla beraber Zazaca konuşan önemli bir nüfus yaşar.

Zaza lehçesi ikiye ayrılır

a- Dersim şivesi: Tunceli, Erzincan ve Sivas´ta konuşulur.
b- Doğu(çewlîg-Diyarbekir-Sêwreg) şivesi. Bingöl, Elazığ, Diyarbakır, Siverek ve Gerger´de konuşulur.