Sevmediğim bir insanla evleneceğimi düşündüğümde, sanki
ruhum paramparça oluyordu. Yaşadığım bu sorunlar nedeniyle erkeklerden nefret
ediyordum. Nişan yüzüğü parmağıma takıldığında sanki beni evlendirmek için
yapılan büyü bozulmuştu.
Avrupada
tüketilen genç hayatlar... - 1
Yüzyıllardır ezilmişliğin çarkları altında yaşayan Kürtlerin sorunları sadece
ulusal kimlikleriyle ilgili değil. Ulusal kimlik sorunu etrafında örülü olan
siyasal, kültürel, sosyal, toplumsal sorunlar tam bir yumak halinde. Madalyonun
görünen yüzü, ulusal kimlik sorunları olsa da, öteki yüzde saklı duran kayıp
kuşaklar, katledilen kadınlar, şiddetle iç içe olan hayatlar var. Milyonların bu
gerçekliğe karşı mücadele ediyor olması da sonucu değiştirmiyor. Çünkü
madalyonun sadece bir yüzü, ulusal kimlik sorunuyla kaplı olan yüzü görülüyor.
Diğer yüzün görülmemesi, görülse dahi çok dikkate alınmaması ve yaşanan
ertelemecilik, bu mücadele ile elde edilen çok değerli kazanımları ciddi bir
şekilde tehdit ediyor.
Avrupada yaşayan Kürdistanlı ailelerin çoğunda çok ciddi sorunlar var. Bu
sorunlar ailelerin ulusal demokratik mücadelenin yakınında ve uzağında
olmalarıyla ilgili değil. Her kesimden insanın karşı karşıya kaldığı sorunlar.
Aile içi şiddet, geçimsizlik, ekonomik sorunlar artık gizlenebilecek cinsten
değil. Pek irdelenmeyen ve dokunulmaz bir alan olarak görülen aile meselelerinin
en önemli yanlarından birini de kuşak çatışması oluşturuyor. Ebeveynlerle
çocuklar arasındaki diyalog sorunları ve birbirini anlamama, birçok gencin aile
ortamından kopmasına, farklı yaşam arayışlarına girmesine ve bunalımlar
yaşamasına neden oluyor. Avrupanın farklı ülkelerinde yaşayan gençler,
ailelerinde yaşanan sorunlar, karşı karşıya kaldıkları baskılar sonucunda bazen
intihar yolunu dahi seçiyorlar. Peki bu durumda suçlanması gereken kimdir?
Gelenekçi bir kültürle şekillenmiş ana babalar mı? Onları buna zorlayan
toplumsal şekilleniş ve baskı mekanizmaları mı? Avrupa sistemi mi? Gençlerin
başıboşluğu mu? Eğitim sistemi mi? Tüm bu soruların cevaplanması ve kaynağın
doğru tespiti, çok önemli. Sorunu doğru tespit edebilmek için uzmanlık alanları
olan, sosyoloji, pedagoji ve psikoloji gibi bilimlere başvurmak elbette çok
önemli.
Kadına boyun eğmesi öğretilir
Kendi geleneksel toplum yapıları içerisinde, örf ve adetlerine göre eğitilmiş,
anadilleriyle çocuk yaşta tanışmış, anasından atasından öğrendiği tabulara göre
şekillenmiş bireylerin ilişkilerinde sorun olamaz. Çünkü onların yetiştiği
mantalitede sorunlar, ilişkilerin tuzu biberi olarak ele alınır. Şiddete uğrasa
da, bir kadına, boyun eğmesi öğütlenir. Erkeğin her şart ve koşul altında kölesi
gibi davranan, onun tüm ihtiyaçlarını harfiyen yerine getiren, şiddet görse de,
her gün haklarını ihlal edenlere karşı sessizliğini korumayı erdem gören bir
kadın, toplum nazarında en değme kadındır. Erkek de, ailesinin toplum içinde
muhtaç duruma gelmemesini sağlamakla görevli, bir nevi evin direği ve reisidir.
Daha geniş haklara sahip olan bir baba ve onun işbirlikçisi olmayı erdem bilen
bir anneden ibaret bu gerçeklik içinde, gerek kadının, gerekse de erkeğin yaşam
kararlarını belirleyenler, aile büyükleridir. Çocuk bu rol dağılımında en fazla
ihmal edilen ve belirlenendir. Bu belirleme işlemi tamamen tek yanlıdır. Söz
konusu olan ve hakkında karar alınan kişinin taleplerinin, duygularının,
tercihlerinin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Büyükleri zaten onun kötülüğünü
istemezler. En doğru olan karar neyse verilecektir. Ona düşense, bundan bir an
olsun şüphe duymadan iyi bir uygulayıcı olup, hayırlı evlat hanesine adını
yazdırmaktır.
Avrupada çocukları korumak: Ama nasıl!
Kısaca dile getirdiğimiz bu görev bölüşümü ve kaynağını toplumsal
cinsiyetçilikten alan rol dağılımları, geleneksel yapı içinde şekillenmiş
insanlarda dahi büyük reaksiyonlara yol açar. Buna isyanlarını kaçarak, farklı
yollar arayarak ortaya koyanlar olduğu gibi, hiçbir yol bulamadıkları için
kendilerini fiziken ortadan kaldıranlar da olur. Bu sorun sadece Kürdistanda
yaşayan ailelerde değil, Avrupada da yaşanıyor. Ne acıdır ki, burada yaşayan
aileler, ülkedekinden daha fazla muhafazakar, kapalı, sınırlara hapsolmuş ve
asosyal bir yaşam çerçevesi içine giriyorlar. Bunun adına da kendilerine göre
kendilerini ve çocuklarını koruma! diyorlar. Avrupada yetişmiş gençlere,
yüzyıl öncesinin ölçülerini dayatan bu ailelerin göremediği çok önemli yönler
var. En fazla korumak istedikleri, sıkı sıkıya sarıldıkları ölçüler, kırılma ve
kaybedişe neden olan halkalar oluyor. Nedir bu ailelerin göremediği? Gelenekçi,
feodal ve dinci eğitim sistemlerinde gerek devlet mekanizmaları, gerekse onun en
küçük birimi olan aile gerçekliği, çocukları bazı rollere göre şekillendirir. Bu
sistem Avrupa topluluklarında daha farklı biçimlerde yürür. Ancak, birçok
ebeveyn Avrupa eğitim sisteminde şekillenmiş çocuklarına kendi büyüklerinin
onlar için yaklaşık elli altmış sene önceki kurallarını koyma yanılgısına
girerler. Mesela çoğu ana baba için cinsellik evlilik öncesinde bilinmezliklerle
dolu bir alanken, tabu olarak ele alınırken, Avrupa sistemi eğitiminden,
sosyalitesine, sokaklarından, iletişim alanlarına kadar birçok alanda sınırsız
bir özgürlük alanı sunuyor. Çocukları bundan korumak duvar örmekle değil,
öğrenmekle öğretmekle olur.
Yabancı bir ülkeye sonradan gelmiş ana baba ile onların burada doğmuş çocukları
arasında, aynı aile içerisinde olsalar bile, korkunç bir kültürel fark doğuyor.
Ama bunu göremeyen aileler, kendi ahlak kalıplarını kendilerinin büyükleri
karşısında gösterdikleri boyun eğmeciliğin aynısını kendi çocuklarından
bekliyorlar. Bunu gerçekleştirmeyen çocuklara da hiçbir anlayış gösterilmiyor.
Çocuklar, sahte özgürlük alanlarıyla dolu bir sistemin içine adeta zorla
itiliyorlar.
İthal gelin ve damatlar
İthal gelinler ve damatlar getiriliyor. Avrupada yetişen çocuklar ülkeye
gittiklerinde akraba çevrelerinin çocukları ekonomik anlamda Avrupaya getirilip
kurtarılacak adaylar olarak görülüyorlar. Birçok çocuk, kendilerine hiç
sorulmadan, ana babaları tarafından tanımadıkları, ayrı bir kültürel
şekillenmesi olan çocuklarla evlendiriliyorlar. Bu evliliklerin sonu genelde
hüsran oluyor. Kısa sürede kültürel çatışma ve farklılıklar, insanların hayatını
zindana dönüştürüyor. Geriye kalansa, mutsuz insanlar, onların topluma
kattıkları mutsuz ve sorunlu çocuklar oluyor. Hatta kimi hikayeler daha da
hüsranla sonuçlanıyor. Özellikle de bu kaderi yıkmayı isteyen kadınlar, bunun
bedelini hayatlarıyla ödüyorlar. Her halükarda ölüyorlar. Kendilerine çizileni
kabul ettiklerinde ruhsal, bedensel bir işkence ile karşılaşarak ölüyorlar.
Bundan kaçtıklarında sokaklardaki kirli dünyaya girerek, kendi bedenlerini
pazarlayarak, uyuşturucu veya fuhuş çetelerinin ağına düşerek ölüyorlar.
İtirazlarını dillendirdiklerinde de onları kendi namusları olarak gören erkekler
baba, kardeş veya eş tarafından öldürülüyorlar. Bu dosyamızda, kaybolmuş,
savrulmuş veya bunun tehlikesini yaşadıkları halde yaşama yeniden çıkış
yollarını bulabilmiş kadınların hikayelerine yer vereceğiz. Suçlunun kim
olduğuna da hep birlikte karar vereceğiz.
Gelinliğiyle evden çıkan kız, kefeniyle geri gelir
Kürdistanda üniveriste sınavlarına giren A.K. beklediği puanı alamayınca 18
yaşındayken Avrupaya babasının yanına gönderilir. Bir süre sonra annesi de
yanlarına gelir ve A.K. için Avrupada zindan yaşamı başlar. A.K. 22 yaşındayken,
23 yaşındaki S.U. ile nişanlandırılır. S.U.yla evlenmeyi kabul etmeyen A.K.,
nişanı bozduğu için ailesi ve yakın çevresi tarafından dışlanır. A.K. Avrupaya
geldiği günden beri tüm yaşadıklarını gazetemize anlattı.
A.K: 18 yaşına geldiğim zaman üniversite sınavlarını kazanamayınca Avrupaya
babamın yanına gönderildim. Babamın bulunduğu ülkeye gelmeden önce başka bir
Avrupa ülkesinde bir buçuk yıl kalmak zorunda kaldım. Bazı akrabalarımda
buradaydı, ancak yine de ben iltica kampında kaldım. Kampta tek başıma kalmam
bütün gözleri üzerime çeviriyordu. Halalarım ve amcalarım sürekli olarak beni
yanlarına çağırıyordu. Onlara göre genç bir kız tek başına kampta kalamaz, bir
kız kendi ayakları üzerinde duramaz. Genç bir kız evlenene kadar annesinin
babasının ya da akrabalarının yanında kalmalıdır. Evlenince de eşi ona bakar
zaten. Onların mantığına göre, bir kadın sırtını kimseye vermeden ayakları
üzerinde duramaz. Bir alan çiziyorlar ve o alana mahkum bırakılıyorsun.
Duvarlara konuşuyordum
Ancak bir buçuk yıl sonra babamın bulunduğu ülkeye gidebildim. Babamın yanına
gittikten sonra annem de yanımıza geldi. İlk başlarda babam bana fazla
karışmıyordu. Fakat yaşım ilerledikçe babam kendi doğrularını dayatmaya başladı.
O zaman bende de sorgulamalar başladı. Her şeye müdahale etmesi, sanki tek
başıma bir şey yapamazmışım gibi duygular uyandırdı bende. Bu nedenle sürekli
tartışıyorduk. Bu yönelmeler karşısında sessizleştim ve bir dönem depresyona
girdim. Çünkü konuşmama ve kendimi ifade etmeme izin verilmiyordu. Bu nedenle
yaşadığım zorlanmaları kimseyle paylaşamıyordum. Zaten anlatsam da babandır
denilip geçilirdi. Daha önceleri arkadaş ilişkilerime karışılmazken, artık
kiminle arkadaş olup olmayacağım ailem tarafından belirleniyordu. Dışarıya yarım
saat çıkmama bile müdahale ediliyor, engelleniyordu. Önüme setler konuldukça o
setleri aşma hırsı gelişti bende. Belli bir dönemden sonra Kürt gençlerinden
bile uzaklaştırıldım. Yani adeta herkesle ilişkimin kesilmesi ve öyle evin
içinde kalmam isteniyordu. Öyle bir hale geldim ki, artık evden işe, işten eve
gidiyordum. Öyle bir düzeye geldim ki, insanlarla konuşmaya bile korkuyordum.
Çünkü, düşüncelerim hep yadırganacakmış gibi geliyordu. Bu nedenle duvarlarla
konuşmayı tercih ediyordum.
Psikolojik baskıyla kabul ettirdiler
Sorunları aşmadan ziyade, ailem yavaş yavaş beni evliliğe hazırlıyordu. Birden
bana çok yumuşak yaklaşmaya başladılar. Defalarca evlenmek istemediğimi ve
evliliğe hazır olmadığımı söyledim. Ama çığlıklarımı kimse duymuyordu. Yumuşak
bir tarzda, psikolojik baskı uygulayarak üstüme gelmeye başladılar. Tabii kaba
şiddet uygulamıyorlardı, ama bana göre psikolojik şiddet, kaba şiddetten daha
ağırdır. Çünkü kaba şiddet ruhsal anlamda büyük bir tahribat yaratmamış ise, bir
süre sonra izleri kalmıyor. Ama psikolojik şiddet insanın ruhunda derin yaralar
açıyor ve hayatından hiç silinmeyecek izler bırakıyor. Ailenin yürüttüğü
psikolojik dayatmalar nedeniyle 22 yaşındayken 23 yaşındaki S.U.yla evlenmeyi
kabul etmek zorunda kaldım. Benim mutluluğum onlar için önemli değildi. Onlar
için önemli olan bir an önce evlenmemdi.
Büyü bozuldu
Sevmediğim bir insanla evleneceğimi düşündüğümde, sanki ruhum paramparça
oluyordu. Yaşadığım bu sorunlar nedeniyle erkeklerden nefret ediyordum. Nişan
yüzüğü parmağıma takıldığında sanki beni evlendirmek için yapılan büyü bozuldu.
Çünkü işin ciddiyetinin farkına vardım. Ondan sonra nişanı nasıl bitiririm
arayışları içerisine girdim. Ben ailemi ikna edemiyordum. Annemin söylediği bir
söz vardı, gelinliğiyle evden çıkan kız, kefeniyle geri gelir diyordu. İşte
böyle bir yaklaşım. En sonunda nişanlandığım kişiye evlenmek istemediğimi
anlatırsam belki beni anlar ve evlenmekten vazgeçer diye düşündüm. Nişanlımla
konuştum ve evlenmek istemediğimi söyledim. Kendisi ikna oldu ve öylece nişanı
bitirdik. Bu olaydan sonra ailem, akraba çevresi ve onun ailesi çok yoğun bir
baskı uyguladı. Benim ailem, sen ailemizin isimini kirlettin, kendi isimini
kirlettin. Bu saatten sonra kimse seninle evlenmez diyordu. Bir ay önce
göklerde tutulan insan, birden bire yerin altına sokulabiliniyor.
Kızlar kötü yaşamın pençesine itiliyor
Ben nişanı bozduktan sonra annemin yaşamını gözlerimin önüne getirdim. Ona ne
dayatılmış ve söylenmiş ise hepsini yapmış. Çünkü bütün bunlar kadına örf-adet
ve kültür adı altında kabul ettiriliyor. Çünkü buna gelmeyen kadın toplum
tarafından dışlanıyor. Bu dışlanmışlığı yaşamamak için de korkudan en haksız
yaklaşıma bile ses etmemektedir. Ülkedeki Kürt kızlarına baktığımızda, ne
dayatılıyorsa birçoğu yapmak zorunda kalıyor. Yani onlara bir alan belirlenmiş
ve o alanın dışına çıkamıyorlar. Ama şimdi Avrupadaki Kürt kızlarına
baktığımızda ise, sadece bir kültür içinde büyümüyorlar. Çok çeşitli kültürler
söz konusu ve dışarda eğitim alıyorlar. Bu durumda eve gelince başka bir kültür
ve bu iki kültür arasında büyük bir sıkışmayı yaşıyor. Aileler kızlarına
psikolojik baskı uyguladığı zaman onlar dışardaki kültürü daha özgür görüyorlar.
Baskılar kızları kötü yaşamın pençesine itiyor. Böyle bir durumda aile çocuğunu
tamamen kaybedebilir.
Kız çocukları biraz babalarından uzaklar ve özellikle daha çok anneleriyle
paylaşmak istiyorlar. Anneler kızlarıyla iyi bir arkadaş olmalıdır diye
düşünüyorum. Kızlarını korkutarak, baskı altında tutarak büyük bir kötülük
yapmış olurlar. Çünkü ne kadar yasak konulursa ve bastırılırsa bu defa fırsat
bulduğu anda o kuralları çiğner. Aile ilk başta çocuğuna güvenmelidir.
Güvensizlik söz konusu olduğu zaman kız çocukları yaşadıkları zorlanmaları aile
ile paylaşmaz, çünkü korkar. Burada doğru eğitim ve doğru paylaşım önemlidir.
Aile ile anlaşamayan genç kızlar tepkisel olarak kendi kültürlerinden
uzaklaşarak farklı arayışlar peşine düşüyor.
Kızlar evdeki işleri yapsın
Aile kültürünün gerçekten doğru temelde verilmesi gerekiyor. Şiddet ve baskı ile
bir şeyler öğretilemez. Mesela deniliyor ki kızlar evde otursun evdeki işleri
yapsın. Bu kültürümüz olarak dayatılıyor. Böyle bir şey kültür olamaz. Bu
feodal mantığın bize kültür olarak dayatılmasıdır. Bunun kabul edilmesi
beklenmemelidir. Kızlar da, feodal yaklaşımları kabul etmeme adı altında kendi
kültürünü reddetmemelidir. Feodal yaklaşımlar karşısında bizim gerçek kültürümüz
nedir ne değildir öğrensinler. Onlara dayatılan, zorla kabul ettirilmek istenen
yaklaşımlar karşısında, daha kötü bir duruma düşmesinler.
Namusumuzsun dediler ama namuslarını sattılar
Birçok
kişi işte eşini polise şikayet eden kadın budur diyorlardı. Ama onların
söyledikleri umurumda değildi.
Sürekli dayak yemekten, işkence görmektense bunu söylemeleri bana daha cazip
geldi. Ailem bana namusumuzsun diyorlardı, ama başlık parası adıyla beni bir
adama sattılar. Peki soruyorum herkese, bu nedir?
Avrupada tüketilen genç hayatlar... - 2
Kürdistanda Almanyaya akrabalarının yanına gönderilen İ.A.nın hikayesi de
oldukça trajik. Henüz 11 yaşındayken akrabalarının yanında gelen İ.A, sadece kız
olduğu için ilk başta okula bile gönderilmez. Ama tüm baskılara rağmen İ.A.
büyük bir çaba göstererek okula gitmeyi başarır. Ancak 16 yaşına geldikten sonra
okuldan alınır. Çünkü dayısının oğluyla evlendirilmek için Avrupaya
gönderilmiştir. Buna itiraz hakkı da yoktur. İtiraz etmesi durumunda ya
Kürdistana geri gönderilecek ya da başka biriyle evlendirilecektir. Kürdistana
geri gitmeyi kabul etmeyen 19 yaşındaki İ.A., 2004 yılında Kürdistandan yeni
gelmiş 19 yaşındaki A.A. ile zorla evlendirilir. Evliliğinin ilk haftalarının
normal geçtiğini söyeyen İ.A. daha sonra hayatının kabusa dönüştüğünü belirtiyor.
Sürekli eşi A.A.dan dayak yiyen İ.A., 6 aylık evliliğinin sanki 60 yıldır
işkence görüyormuş gibi geçtiğini kaydediyor. Yediği dayaklara dayanamayan İ.A.
2005 yılında eşini polise şikayet ettiği ve ayrıldığı için ailesi ve çevresi
tarafından dışlanıyor. İ.A. tüm yaşadıklarını gazetemize anlattı.
İ.A: Ben 11 yaşındayken, 13 yaşında olan ablamla birlikte Avrupaya amcamın
yanına gönderildik. Buraya geldiğimizde okula gitmemiz gerekirken amcam bizim
okula gitmemize izin vermedi. Tartıştık. Amcam bize siz çocuklarımıza
bakacaksınız diyordu. Okula gitmemiz için devlet ona mektup gönderiyordu, ama o
bizim devlete okula gitmek istemediğimizi söylememizi istiyordu. Devletin bütün
ısrarına rağmen, onun bize söylediği şeylerin dışına çıkamıyorduk. Kız olduğumuz
için dışarıya çıkmamıza bile izin vermiyordu. Amcamın yanında 3 yıl kaldıktan
sonra dayımın yanına taşındık. Dayıma da okula gitmek istediğimi söyledim, fakat
bana sen bir kızsın, okula gidipte ne yapacaksın diyerek istemimi reddetti.
Okula gitmemi istemiyordu çünkü ona göre Kürt kızları evde kalmalı ve ev
işleriyle uğraşmalıydı. Dayımın bu dayatmasını kabul etmeyerek okula gittim. 15
yaşına geldiğimde yine okulu bırakmam için dayatmalarda bulundu ve okulu bırakıp
onun dükkanında çalışmamı istedi. 3 ay boyunca okula gitmeme izin vermemesi
üzerine ben de bu durumu okul müdürüne anlattım. Daha sonra devlet dayıma bir
mektup göndererek benim okula gitmem gerektiği uyarısında bulundu. Dayım ceza
almamak için benim okula gitmeme izin verdi. Aradan 1 yıl geçtikten sonra yine
okulu bırakmam için beni tehdit etti. Devlete okula gitmek istemediğimi
söylememi istedi. Onun yoğun baskılarından sonra okulu bırakmak zorunda kaldım.
Belli bir süre dükkanında çalıştıktan sonra dükkanını kapattı ve ben başka bir
işte çalışmak zorunda kaldım. Çalışıyordum, ama kazandığım paraları dayım benden
alıyordu. Bu çok zoruma gidiyordu çünkü hem emek vereceksin hem de emeğin
karşılığında kazandığına el konulacak.
Avrupaya evlendirmek için gönderilmiş
16-17 yaşındayken, dayım bana ben ve ablan Avrupaya oğullarımla evlenmeniz
için gönderildiniz. Biz aileler kendi aramızda öyle anlaşmıştık. Büyüdüğünüze
göre artık sizi evlendirebiliriz dedi. Ben bunu duyduğumda şok oldum ve büyük
bir öfkeyle reddettim. Çünkü böyle bir şey insanlığa sığmaz. Bir evin içinde
kardeş gibi büyütüleceksin ve sonra o kişiyle evlenmen istenecek. Ben karşı
çıkınca annem Kürdistandan yanıma geldi. Ama annem bana destek vermek için
değil, beni ikna etmek için gelmişti. Ben ne dediysem annemi ikna edemedim.
Annem bana siz mecbur kabul edeceksiniz. Biz sizi onun için gönderdik dedi.
Ben ağlamaktan kendimi öldürdüm, ama kimse beni dinlemiyordu. Son olarak
evleneceğim dayımın oğluyla konuştum. Ona kardeş gibi büyütüldüğümüzü ve onu
sevmediğimi böyle bir şeyin asla olmaması gerektiğini söyledim. Dayımın oğlu da
kendisinin de istemediğini, ama babasının korkusundan sesini çıkartamadığını
söyledi. Bu evliliğe hayır demesi için çok ısrar ettim. Çünkü ben bir kızdım ben
ne kadar hayır desem de beni dinlemezler. Ama o bir erkekti ve hayır dese sözü
daha geçerli oluyor. Dayımın oğlu babasıyla konuştuktan ve benimle evlenmek
istemediğini söyledikten sonra babası onu dinledi. Erkek o kızla evlenmek
isterse ve kız istemezse bile o kız yine evlendirilir. Ama erkek istemediği
zaman o evlilik yapılmıyor.
Kızını hemen evlendireceksin
Dayım, oğluyla evlenmediğim için anneme ya kızını Kürdistana götüreceksin
ya da hemen başka biriyle evlendireceksin dedi. Çünkü dayımın mantığına göre o
beni oğlu için büyütmüştü ve oğluyla evlenmeyeceğimi öğrenince onların yanında
kalmamı istemedi. Zaten ablam da istemediği halde evlenmek zorunda kaldı. Ama
ben buna karşı çıktığım için bana söylemedikleri söz ve etmedikleri hakaret
kalmadı. İşte böyle bir durumda ya Kürdistana dönecektim ya da yine istemediğim
biriyle evlendirilecektim. Kürdistana gitmiş olsaydım beni orada yine zorla
evlendireceklerdi. Ve orada eşim tarafından dövülsem de kimse sesini
çıkartmayacaktı. Yani kısacası yaşadıklarıma kaderdir deyip boyun eğecektim. Ama
ben burada büyüdüm ve ordaki hayatı hiç kaldıramazdım. Bu nedenle daha 19
yaşındayken 2004te istemediğim halde beni istemeye gelen A.A. ile evlenmeyi
kabul ettim. Bana diyorlardı ya A.A. ile evleneceksin ya da Kürdistana
gideceksin. Başka çıkış yolu bulamadığım için yine onların istediği biriyle
evlenmek zorunda kaldım. Çünkü burada kalıp evlenirsem en azından kendi
ayaklarımın üzerinde durabilirim. Az çok kendimi savunabilirim diyerek burda
kalıp evlenmeyi kabul ettim.
Zorla evlendirildi
Dayatmalar üzerine bu evliliği kabul ettim, ama dayımın oğluyla evlenmedim diye,
benimle konuşmadılar ve düğünüme bile gelmediler. Ailem bana dedi sen
evlendikten sonra senin yüzünü görmek istemiyoruz. Evlendiğin kişiyle evinizi
uzak bir yere götüreceksiniz. Ben sonuçta bir kadındım onlar için değeri
olmayan başlık parası karşılığında herhangi bir erkeğe verilen biriydim. Bir
kere onlara karşı geldim diye bütün dünyayı bana zindan ettiler. Beni zorla
verdikleri A.A. da Kürdistandan yeni gelmişti.
Sigara içen kadınlar o...dur
Evliliğimizin ilk ayları çok normal geçti, ama ondan sonra kabusa dönüştü.
Kendisi çalışmıyordu. Ben çalışıyordum ve evin bütün sorumluluğu benim
omuzlarımdaydı. Evlenirken bile evi ben kendi çabamla dayayıp döşedim. Sigara
içiyordum ve onunla alışverişe çıktığımda sigara aldım diye beni insanların
ortasında dövmeye başladı. Çünkü onun mantığına göre bir kadın sigara içemez.
İçen kadın da o...dur diye tanımlardı. Asla kimsenin beni dövmesine izin
vermedim. Ama gücüm ona yetmiyordu ve bana sürekli şiddet uyguladığı için ondan
korkuyordum. Bir gün onunla dışarıya çıktık ve birden gereksiz şeyler için bana
hakaret etmeye başladı. Etrafımızda bulunan bütün insanlar bize bakıyordu. Ben
onun o küfürlerinden dolayı utancımdan ne diyeceğimi bilmiyordum ve sessiz
kaldım. Bu defa niye ona cevap vermiyorum diye daha çok üstüme geldi ve birden
saçımdan tutup beni nehrin içine atarak dövmeye başladı. Kafamı suyun içine
bastırarak saçımı çekiyordu. Gücüm ona yetmiyordu, ama ordan geçen insanlar
müdahale etti. Zorla beni onun elinden aldılar. O hemen oradan uzaklaştı, ama
ben şok olmuştum. Müdahale eden insanlar polis çağırmak istediler ama ben
bırakmadım.
İşkence yapıldı
Onunla 6 ay evli kaldım ama sanki 60 yıldır bu işkenceyi görüyormuşum gibi
geliyordu bana. Yaşadığım bu olayları aileme anlattım. Ama onlardan aldığım
cevap şu oldu: Biz hepimiz eşimizden dayak yiyoruz. Biraz sabret ilerde
düzelecektir. Gerçekten bir hata yapmış olsam yine beni dövmesine sesimi
çıkarmam ama basit şeyler yüzünden beni dövmesine tahammül edemiyordum.
Çevremden ve ailemden böyle bir yaklaşım geliştiği için bu insan beni daha çok
dövmeye başladı. Ondan sona bir gün beni bodrum katında kilitli tuttu. Bütün
derdi ben bir erkeğim ne desem yapman lazım şeklindeydi. Benden bir eş olmamı
değil, bir köle olmamı istiyordu. Bunu yapmadığım için de, ona göre ben haksızım
o haklıydı. Artık kaldıramadım, kadın sığınma evlerine gitmek istedim, ama
ailemden korkuyordum. Çünkü onlara göre sen dayak da yesen, sana ne yapılırsa
yapılsın asla evinden çıkamazsın. Bir gün bana bıçak çekti, telefon kablosunu
boğazıma sarıp bana işkence yaptı. Ve bana sen mutfakta yatacaksın çünkü ben
öyle istiyorum dedi. Boğazıma kablo sardığı için korktum ve onun istediğini
yaptım yani mutfakta yerde yattım. İş yerine gittiğimde insanlar tuhaf tuhaf
bana bakıyorlardı çünkü yediğim dayaklardan dolayı yüzüm hep mordu. Yüzümdeki
yaralar iyleşmeden bir daha beni dövüyordu.
Kazandığım paraya el koyuyordu
Kendisi çalışmıyordu ve benim kazandığım paralarla geçiniyorduk. İşin ilginci
ben çalışıyordum ama onun haberi olmadan bir kuruş bile harcamama izin
vermiyordu. Ben artık ondan o kadar korkuyordum ki, eve geldiğinde korkudan
koltukların üzerine öylece büzülüyordum. Hareket etmekten bile korkar hale
gelmiştim. Bir gün yine beni çok kötü dövdü ben de artık dayanamadım ve polise
gidip onu şikayet ettim. Beni ondan kurtarmalarını istedim. Polisler yüzümdeki
morlukları görünce neredeyse ağlayacaklardı. Polis hayretler içinde bana bakarak
bir insan seni nasıl böyle bir hale koyabilir dedi. Polisler çalıştığım iş
yerinde kalmam için bana bir oda tuttular ondan sonra eve giderek onun evimden
çıkmasını istediler. Evden çıkmasına çıktı, ama ben evime gidemiyordum çünkü
çalıştığım iş yerinin etrafında dolanıp duruyordu. Eşim beni öldürmekle tehdit
ediyordu ve onun korkusundan o işyerinden bile çıkamıyordum.
Ya dayak yiyecektim ya da dışlanacaktım
Polise haber verdiğim için ailem bile bana düşman oldu ve bana ulaşmak için ona
yardım ediyorlardı. Artık sadece ondan değil bütün çevremden korkar oldum. Annem
ve babam bana eşimin durumunun iyi olduğunu ve beni bir daha dövmeyeceğine dair
onlara söz verdiğini söylediler. Onun değişmediğini biliyordum, ama yine de
onunla görüşmeyi kabul ettim. Görüştüğümde dayımın kızını da kendimle götürdüm.
Ve o görüşmemizde bana küfür ederek sen elime düş, ben sana ne yapacağımı
bilirim. Sen nasıl beni polise şikayet edersin diyerek üzerime saldırdı. İyi ki
dayımın kızı yanımdaydı çünkü ben onun beni tehdit ettiğini söyleseydim kimse
bana inanmazdı. Ama dayımın kızı onun beni tedit ettiğini aileme anlattı. Bu
aşamadan sonra artık aileme dedim siz beni öldürseniz de ben artık o insanla
yaşamam. Tek yaşadığım için bütün çevrem üzerime geldi. Ama başka çarem yoktu.
Ya akrabalarımın o ölçüleri için her gün dayak yiyecektim ya da dışlanmayı kabul
edip tek yaşayacaktım. Beni öyle bir hale getirdiler ki, birçok kişi beni
parmakla birbirlerine göstererek işte eşini polise şikayet eden kadın budur
diyorlardı. Ama onların söyledikleri umurumda değildi. Bir kadın olarak, erkeğe
muhtaç olmadan nasıl ayakları üzerinde durulur bunu gösterdim. Bunu kendi
şahsımda çok iyi gördüm, mücadele etmezsen boyun eğersen köleliği kabul edersin,
ama mücadele edersen, elbette bunun bedeli de vardır ama önemli olan bir insanın
kendi iradesiyle yaşamasıdır. Toplumumuzda artık böyle şeyler yaşanmamalı ve bu
bir kültür olarak dayatılmamalı. Çünkü bu yaşadıklarımın hepsi kültür adı
altında bana dayatılıyordu ama bir kadını dövmek kültür olamaz. Böyle bir kültür
yoktur ve bu bizim kültürümüz değildir. Ailem bana namusumuzsun diyorlardı ama
başlık parası adıyla beni bir adama sattılar. Peki ben bunu soruyorum, bu nedir,
bu kendi namusunu satmak olmuyor mu? Yaşadığım
Sevselerdi ruhum paramparça olmazdı
Amacım
kötü yollara düşmek değildi, düşmedim de. Tek isteğim bir insan olarak yaşamak.
Bir kadın olduğum için baskılarla yaşamak istemiyorum. Şimdi 23 yaşındayım, ama
ruhunu yitirmiş bir insan haline geldim. Hangi halktan olursa olsun ve nedeni ne
olursa olsun kadınlar şiddete mahkum edilmemelidir.
bu ağır sorunlardan sonra yine çalışıyorum, ama ister istemez bu psikolojiyi de
atlatamıyorum. Ama kendimde yine de yaşama sevinci yaratmaya çalışıyorum ve
ayakta durmaya çabalıyorum.
Avrupada tüketilen genç hayatlar... - 3
Kürdistandan Avrupaya gelen genç kızların büyük çoğunluğu aynı amaçlar için
aileleri tarafından gönderiliyor: İyi bir evlilik yapması, hayatlarının
kurtulması. Peki, gönderilen bu kızların kaçta kaçının hayatları kurtuluyor ve
iyi bir evlilik yapıyor! Tabii bu soruya ciddi bir araştırma olmadığı için kesin
cevap verilemiyor. Kesin olan, bir umut kapısı olarak görülen Avrupaya gelen
genç kızlar, hiç tanımadıkları bu dünyada, çok genç yaşta, sevmediği insanlarla
evlendiriliyorlar. Aileler belki çocuklarının hayatlarını kurtarmak!
istiyorlar, ama ortaya çıkan birçok örnek, zorla evlendirilen birçok genç kızın,
kurtulmaktan çok, hayatları kararıyor. Bunlardan bir tanesi de R.M. Kürdistanda
6 yaşındayken Avrupadaki ağabeyinin yanına gönderilen R.M. burada okula başlar.
Avrupada büyüyen R.M. de birçok Kürt kızı gibi belli bir yaşa geldikten sonra
ailesiyle sorunlar yaşar ve bu sorunların çözümü evlilikte görülür. 15 yaşına
gelen R.M. tanımadığı 16 yaşındaki İ.E. ile evlendirilmeye çalışılır. R.M.
ailesiyle yaşadığı sorunlardan kurtulmak için evliliği bir kurtuluş olarak görür,
nişanlanmayı kabul eder. Ancak R.Mnin yaşı evlilik için küçüktür. Bu evliliğin
olması için yaşı büyütülmeye çalışılır. R.M.nin yaşı büyütülemeyince ağabeyi
nişanlısıyla tartışır ve nişanı bozar. Kurtuluş olarak evliliği gören R.M.
ailesiyle sorun yaşamaya devam eder. Yaşadığı yoğun baskılardan dolayı iki defa
intihara kalkışan R.M. günlerce komada kalır, ciddi psikolojik sorunlar yaşar ve
tedavi görür. Bütün bu yaşadıkları kaşısında büyük bir kırılmayı yaşayan R.M.,
ailem bana şiddet uygulama yerine biraz anlayış ve sevgi göstermiş olsaydı,
bugün bu sorunları yaşamazdım ve ruhum paramparça olmazdı diyor. R.M.
yaşadıklarını gazetemizle paylaştı.
R.M: 6 yaşındayken ailem tarafından Avrupada olan ağabeyimin yanına gönderildim.
1 yıl anaokuluna gittim sonra ilkokula başladım. Annesiz ve babasız büyüdüğüm
için bu beni çok etkiliyordu. Okuldaki notlarıma da yansıyordu. Yaşım
ilerledikçe ailem beni kendileri için tehlikeli görüyorlardı. Çünkü ailemin
mantığına göre bir kız rahat hareket ederse kültüründen uzaklaşır. Bir kadın
olduğum için onun karşısında kendi savunmamı yapamazmışım, çünkü gelenek ve
göreneklere göre ona saygısızlık yapıyormuşum. İşte ağabeyim bana ne dese
cevabını vermemem gerekiyormuş gibi yaklaşımlar ön plana çıktı. Onun bana
dayattığı yaşam ölçülerini kabul etmediğim için sürekli beni dövüyordu. Bunları
anneme anlatıyordum. Annem de biraz ona kızar gibi yapıyor, ama yine de onu
destekliyordu. Onların mantığına göre Avrupada büyüyen kızları rahat bırakırsan
başı boş olurlar. Başı boş olmamaları için de sürekli baskı altında tutmak
gerekiyordu.
Sürekli kontrol ediliyordum
Ağabeyim bazen beni öyle dövüyordu ki, yüzümde oluşan morluklardan dolayı okula
gidemiyordum. Evde ve dışarda ailem beni sürekli kontrol ederdi, çünkü onlara
göre ben bir kızdım ve her an kötü bir şey yapabilme potansiyeli taşıyordum.
Okuldaki arkadaşlarımla bile konuşmama izin verilmiyordu. Ağabeyim bana diyordu
sen evden çıkıp nasıl okula gidiyorsan, öyle eve geleceksin. Yaşamımın her anı
gözetim altındaydı. Eve geldiğimde bazen yalnız kalıyordum hemen bana sen niye
yalnız kalıyorsun, kafandan neler geçiyor diyordu. Giderek davranış bozukluğu
yaşamaya başladım, çünkü yürüyüşümden tutalım her şeyime karışıyor kontrol
ediyordu. Amcalarım karışmıyordu çünkü diyorlardı Ağabeyidir biz karışmayalım.
Yarın bir şey olursa bizi sorumlu tutarlar. Yani ağabeyim olduğu için bana ne
yapsa haklı oluyordu.
Tanımadığım biriyle nişanlandırıldım
Ben ortaokul 8inci sınıftayken İ.E. adında bir gencin ailesi beni istemeye
geldi ve ağabeyim bana istemiyorsan seni vermeyeceğiz. Seni bu konuda
zorlamayacağım dedi. İstemediğimi söyledim fakat yine de hiç tanımadığım 16
yaşındaki İ.E. ile nişanlandırıldım. Onlara göre İ.E.yi bir kere uzaktan görmem
bile tanımak anlamına geliyor. Beni ilk istemeye geldiklerinde istemediğimi ve
yaşımın küçük olduğunu söyledim, ama kabul etmedi. Sürekli baskı yaptı ve
yaşadığım sorunlardan kaynaklı evlenmeyi kabul ettim çünkü bir kurtuluş olarak
gördüm. Zorla nişanlandırılmama ailem bile karşı çıkmadı. Çünkü ağabeyimle
sürekli kavga ettiğimiz için böylesinin daha iyi olacağını söylüyorlardı.
Nişanlandıktan sonra çok ciddi psikolojik sorunlar yaşadım ve hastalandım.
Düşünsel anlamda yaşadığım zorlanmalar artık fiziğimi etkiliyordu. Hastaneye
yatırıldığımda doktorlar ağabeyimi çağırarak, eğer kız kardeşini seviyorsan
yaşadığı sorunlar her neyse ona yardım et dediler. Bana sorduklarında ben
derdimi anlatamıyordum, çünkü ruhsal anlamda çökmüştüm. Ağabeyim doktorların
yanında bana Kürtçe sen beni doktorlarla karşı karşıya getiriyorsun. Defol
Türkiyeye git. Ben sana bakamıyorum sen başıma bela olmuşsun dedi. Doktorlar
onun bana kızdığını fark ettiler ve daha sonra gelip benimle konuşarak beni
yurda almak istediler, ama ben istemedim. Çünkü ailemin bana yaptığı yanlışlık
karşısında ben de hata yapmak istemiyordum.
İntihara kalkıştı
Nişanlandığım kişiyle hemen evlendirilemedim, çünkü yaşım küçüktü. Bu nedenle
belgelerde yaşımı büyütmeye çalıştılar, ama yapamadılar. Bir gün ağabeyim ve
nişanlım arasında bir tartışma yaşandı ve ağabeyim, nişanlıma nişanı bozduğunu
söyledi. Ama bütün bunlardan sonra ailemle yaşadığım sorunlar bitmedi ve devam
etti. Yaşadığım ruh halinden kaynaklı birkaç defa daha hastaneye girdim ve
doktorlar psikolojik tedavi görmem gerektiğini söyledi. Ama sorumluluğum
ağabeyimde olduğu için korkudan tedaviyi kabul etmedim. Bu nedenle doktorlar
beni tedaviye alamıyorlardı. Her geçen gün durumum ağrılaşıyordu, fakat onlar
bana yönelmekten vazgeçmediler. Artık kimseyle konuşmuyordum ve bütün insanlarla
ilişkimi kestim. Bazen hiç eve gelmek istemiyordum hep dışarılarda kalmak
istiyordum, çünkü evin içinde bana huzur verilmiyordu. Yine çok basit şeyler
yüzünden ailemle tartıştım ve dışarıya çıktım, ciddi bir depresyona girmiştim.
Ne yaptığımı bilmiyordum, resmen kendimi kaybetmiştim ve kendimi arabanın önüne
atmışım. Bu durumumdan korkan arkadaşlarım ailemle yaşadıklarımın hepsini polise
anlatmış. Beni hastaneye kaldırdıklarında ailemin olaydan haberi yoktu. Bunun
üzerine polisler bizim eve gidiyor ve benim nerde olduğumu soruyor onlara? Ailem
evde olmadığımı ve nerde olduğumu bilmediklerini söylüyorlar. Daha sonra
polisler onlara tepki göstererek benim hastanede olduğumu söylüyor. 4 gün komada
kaldım. Kendime geldiğimde hiçbir şey hatırlamıyordum. Uzun süre hastanede
kaldıktan sonra eve geldim.
Sus tehdidi!
Hastaneden çıktığım ilk günlerde ailem bana çok iyi davrandı. Daha sonra
polisler ifademi almak için beni çağırdılar ve ifade vermeye giderken ailem beni
yine tehdit etti. Ağabeyim bana sen yaşadıklarını polislere anlatmayacaksın
eğer seni dövdüğümü anlatırsan seni öldürürüm. Senin yüzünden hapise gireriz ve
ceza alırız dedi. Arkadaşlarım yüzünden intihara kalkıştığımı söylememi istedi.
İfade verirken polisler onların dışarıya çıkmalarını istedi, ama ağabeyim çıkmak
istemedi. Onun üzerine polis ona kız kardeşin senden korktuğu için konuşmuyor
diyerek ağabeyimi dışarıya çıkarttı. Benim davranışlarımdan korktuğumu
anladığını söyleyen polis, bana yardım etmek istedi, ama ben kabul etmedim ve
polise yalan söylemek zorunda kaldım. Polis bana inanmadığını ve onlara yalan
söylediğimi söyledi. Doğru ifade vermediğim için de bana yardımcı olamadıklarını
söyleyerek bana telefon numarasını verdi. Zorlandığım taktirde ondan yardım
isteyebileceğimi söyledi. Dışarda yardım etmek isteyen birçok insan vardı, ama
durumumu anlatmış olsaydım ailem çok büyük sorunlar yaşardı. Bu yüzden öyle
yaşamaya devam ettim. Yani artık ailenin gözünde ben akıl dengesini yitirmiş
biriydim.
Seni döverken elim ağrıyor ama sen ağlamıyorsun
Artık ağabeyim beni dövdüğünde bana diyordu seni döverken elim ağrıyor, ama sen
ağlamıyorsun. Evet artık umrumda değildi, çünkü zaten ruh halim bozulmuştu. Ve
o artık beni dövdüğünde diyordum beni dövmene gerek yok. Sen söyle ben kendimi
döveyim. Giderek kendime zarar veriyordum, yaşadığım sinir krizinden dolayı
saçımı çekiyordum. En sonunda ağabeyimle kavgalarımız olduğu ve sürekli
depresyon geçirdiğim için diğer ağabeyimin yanına taşındım. Ama büyük abim beni
orada bile rahat bırakmadı ve yanına taşındığım abimi bana karşı kışkırtıyordu.
Yanına taşındığım ağabeyimle de bir gün bir tartışma yaşadım ve o da beni
dövmeye kalkışınca artık dayanamadım ve ağabeyime siz dövmekten başka bir şey
yapmadınız bana. Bir konuda bana yardımcı olacağınıza dövmeyi hep çözüm olarak
gördünüz diyerek onun yanından ayrıldım.
Yaşamak haram edildi
Yabancı bir arkadaşımın yanına taşındım ve belli bir dönem psikolojik tedavi
görmek için hastanede yattım. Ama kendimi çok yalnız hissediyordum. Çünkü orada
kaldığım süreçte bile ailem benim ne halde olduğumu ve ne yaptığımı hiç
sormadılar. Birden yaşamayı bile anlamsız buldum. Zaten yaşadığım zorluklardan
dolayı bu hale gelmiştim ve psikolojik sorunlar yaşıyordum. Ama sanki durup
dururken bu hale geldim gibi yaklaşıldı. Hastanedeyken yine intihar girişiminde
bulundum. Doktorlar son anda yetiştiler ve yine günlerce komada kaldım. Benim
tek istediğim gerçekten biraz huzurlu bir ortamdı. Fakat bir kız olduğum için
yaşamak bana haram edildi. Ben burada büyüdüm ve benim sanki Kürdistanın bir
köyünde yaşıyormuşum gibi davranmam istendi. Buna gelmediğim için de sürekli
dayak yedim ve dışlandım. Yaşadığım bunca sorundan ve kırılmadan sonra yine en
son yanında kaldığım ağabeyimin yanına taşındım.
Bir Kürt kızı olarak kendimi arıyorum
Amacım kötü yollara düşmek değildi, düşmedim de. Tek isteğim bir insan olarak
yaşamak. Bir kadın olduğum için baskılarla yaşamak istemiyorum. Şimdi büyüdüm ve
az çok kendimi savunabilecek düzeye geldim. Ne olursa olsun kendimi
ezdirtmeyeceğim kimseye. Ailelerimiz şunu çok iyi bilsin örf-adet altında bazı
ölçüleri kız çocuklarına dayatmasın. Çocuklarını kültürleriyle büyütmek
istiyorlarsa eğer şiddet uygulamadan ve onları anlayarak yaklaşmaları gerekiyor.
Yoksa aileler çocuklarını hiç istemediği halde en kötü yollara itmiş olur. Ben
şimdi 23 yaşındayım, ama ruhunu yitirmiş bir insan haline gelmişim. Bir Kürt
kızı olarak yaşadıklarımı artık sadece ailesel boyutta ele almıyorum çünkü bunun
bir toplumsal sorun olduğuna inanıyorum ve bu nedenle bir Kürt kızı olarak
kendimi arıyorum. Benim gibi binlerce Kürt kızı aynı sorunu yaşıyor. Artık hangi
halktan olursa olsun ve nedeni ne olursa olsun bir kadın şiddete mahkum
edilmemelidir.
Hazırlayan: YAĞMUR ERDEM/SONGÜL BEYAZGÜL