Wekfa Cermug Cermik Vakfi
0
0
0
0
MÜSLÜMAN ÜLKELERDEN NEDEN DÜŞÜNÜ
 

MÜSLÜMAN ÜLKELERDEN NEDEN DÜŞÜNÜR ÇIKMIYOR? [Müslüm Üzülmez]

barınak buldu. Bilim nerede saygı görürse, orası evi olmuştur hep.

Bağdat'ta, insanlardan uzak yaşayan filozof İmam Gazalî (1059-1111), bilginin gereksiz, aklın güçsüz olduğunu söylerken, Kardova'da, XII. yüzyılda, filozof İbni Rüşd (1126-1198), bilimi cesaretle savundu.

" İslâm'ın Aristo'su " İbni Rüşd, en büyük mutluluğun bilinmeyenin önünde eğilmekte değil, her şeyi öğrenmeye can atmakta olduğunu savunuyordu. O, insanlığın ortaklaşa düşünüşünden söz ediyordu. Ama İbni Rüşd gibilerin gücü yetmedi. İslâm, düşünsel anlamda karanlığa gömüldü. " Amel etmesek O'nun vaadettiği gerçek saadete " nasıl erişebiliriz diyen İmam Gazelî'nin tekçi, akıl yerine nakili esas alan, ve her şeyin Vahiy ile açıklanması gerekir, her şeyin Kuran'da yazılı olduğu,-aksi halde, sorgulama yapılırsa, kuşkulu bir yaklaşım içinde olunursa Allah'ın varlığı ve birliği (tevhid)'nin de tartışılacağı; bunun da " küfür " olduğunu açıklayan düşüncesi İslâm âlemine egemen oldu. O'na göre biz, bize Vahiy olanı kabul etmeliyiz. Dünya'ya, olaylara Vahiy bakışıyla bakmalıyız, yorumlamalıyız. Hikmetten sual olunmaz!

Bu anlayışın sonucu, düşünsel anlamda Müslümanlar düşünce üretemez oldular. Her şeyden geri kaldılar. Bugün istemediğimiz, arzu etmediğimiz durum ortaya çıktı. (Dikkat edilirse, İslâm'ın gerileyişi de bu tarihlerde, 1300'lü yıllardan sonra başlamıştır.)

Bırakalım İmam Gazali'yi, bazı kesimlerce " sosyalist " bile olduğu iddia edilen Şark-İslam bilgini, sosyolog İbni Haldun bile, " Mukaddime " adlı eserinde; " Felsefenin boş ve yanlış bir şey olduğuna ve bu bilgiyle uğraşanların yanlış bir yola sapmış olduklarına " dair açıklamalarda bulunur. Bugün aklı başında olan biri, felsefenin " boş ve yanlış bir şey " olduğunu iddia edebilir mi?

Bu doğru olmayan anlayış ve yaklaşımın en güzel örneği bugün Pakistan'da yaşanmaktadır. Pakistan'da bugün yaklaşık 50 bin medrese var. Bu medreselerde 50 milyon çocuk eğitim görüyor ve yine bu medreselerde 5 milyon molla ders vermektedir. Bunların ana dilleri Urduca, Peştunca, Kırgızca... ama medreselerde kendi ana dillerinde değil de, sürekli Arapça Kuran'ı okumaya çalışıyorlar. Peki, bu 55 milyon insandan düşünür çıkar mı?

Bırakalım düşünür çıkmasını, Ekim 2005'te yaşanan büyük depremde ne yapacaklarını dahi bilemediklerini televizyonlardan içimiz sızlayarak izledik. Sadece mollalar değil, çok iyi darbe yapmasını bilen Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin de eli kolu bağlı kaldı. Türkiye'de yolsuzluğa batmış olan Kızılay gibi bir kurum, Pakistan'da depremin koordinatörlüğünü üstlendi. Depremde ölenlere mi, yaralananlara mı, evsiz barksız kalanlara mı üzülelim, yoksa bu hakiki Müslümanların içler acısı durumlarına mı üzülelim, bilemiyorum?

Benim bildiğim, Müslümanların şimdi karanlık, kör bir kuyunun içinde olduklarıdır. Karanlık kuyudan çıkılmadıkça da Müslüman ülkelerden zor düşünür çıkar.

Peki, Müslümanlar bu kör kuyudan nasıl çıkacaklar?

*Belleklerde doğa ile doğaüstü birbirinden ayrılacak,

*Doğa, yasaları ile tanınacak,

*Toplumlar, evrensel insani yasalarla oluşturulan kurumlarla yönetilecek,

*Bilgi ve gelişme sürekli olacak.

Şeyh Sadî (1213-1292), " durgun su çürür " diyor. Çürüyen su ise, kokar. Kokan su, insana şifa ve lezzet vermez, zehirler.

 

Bilim, cesur koruyucuların olduğu yerde tüm engelleri aşar; düşünce nerede özgürleşirse, orada yeşerir. Vesselam.

Bilim ve Gelecek Dergisi, Ocak 2006, Sayı: 23.
Ergani Haber Gazetesi, 3 Şubat 2006, Sayı: 221

Kaynak: www.uzulmez.info

0
0
0
0